Surelere Dön

Kehf Sûresi

Sure: 18 110 Ayet İniş Sırası: 69
1
Cüz: 15 Sayfa: 292
Hamd Allah'a ki kuluna kitap indirdi ve o kitapta hiçbir eğrilik, ifrat veya tefrit yoktur.
2
Cüz: 15 Sayfa: 292
Dosdoğru bir kitaptır, katından kafirlere çetin bir azap olduğunu haber verip onları korkutmak ve inanıp iyi işlerde bulunanları da onlara güzel bir mükafat olduğunu söyleyip müjdelemek için indirdi.
3
Cüz: 15 Sayfa: 292
O mükafat yurdunda ebedi kalacaktır onlar.
4
Cüz: 15 Sayfa: 292
Ve Allah, kendisine oğul edindi diyenleri korkutmak için indirdi.
5
Cüz: 15 Sayfa: 293
Ne onların bir bilgisi var, ne atalarının; ağızlarından çıkan söz, ne de büyük söz. Onlar, ancak yalan söylüyorlar.
6
Cüz: 15 Sayfa: 293
Şu Kur'an'a inanmadıkları ve senden yüz çevirdikleri için üzülüp hayıflanarak kendini helak mi edeceksin?
7
Cüz: 15 Sayfa: 293
Biz, gerçekten de insanların hangisi daha iyi ve güzel iş işleyecek, bunu sınamak için yeryüzünde ne varsa, yere biz ziynet olarak halkettik onu.
8
Cüz: 15 Sayfa: 293
Ve biz, elbette yeryüzünde ne varsa hepsini kupkuru toprak haline getiririz sonunda.
9
Cüz: 15 Sayfa: 293
Kehf ve Rakıym ashabının ahvalini, delillerimiz içinde şaşılacak bir delil mi sandın?

İshak oğlu Muhammed'in, Cübeyr oğlu Said'in ve İkrime'nin vasıtasiyle İbn-i Abbas'tan gelen rivâyete göre Kureyş uluları, Medine Yahûdilerinin bilginlerine haber göndererek Hz. Muhammed (s.a.a) hakkında ne dediklerini sormuşlar, onlar da, Muhammed'den ruhu, Ashab-ı Kehf'i, Zül-Karneyn'i sorun, ikisinden haber verir, birinden vermese peygamberdir, üçünden de haber vermez, yahut üçünü de anlatmaya kalkışırsa değildir demişlerdir. Müşrikler, Hz. Peygamber'e bunları sorunca ruh hakkında 17. sûredeki 85. ayet vahyedilmiş ve ruhun mahiyeti anlatılmamış, bu sûredeyse Ashab-ı Kehf'le Zül-Karneyn'den etraflıca bahsedilmiştir. Kehf, geniş mağara anlamına gelir. Rakıym, o mağaranın bulunduğu vadi, yahut dağdır. Rakıym, Ashab-ı Kehf'in bulundukları şehrin adıdır diyenler de vardır. Rakıym'in, sonradan mağaranın kapısına konan ve üstünde, Ashab-ı Kehf'in başından geçen olaylar kazılmış bulunan taş levha olduğu Cübeyr oğlu Said'den rivayet edilmiştir. Ashab-ı Kehf hakkında yazılmış bir kitaptır diyenler de mevcuttur. Rakıym'in lügat manası yazılmış şeydir. Batılı Kur’an mütercimlerine göre Ashab-ı Kehf'in mağarası Efesus şehrindedir (Savary: Le Koran, Paris - 1951, s. 315, not. 1. E. H. Palmer, The Koran, Oxford - 1953, s. 241, not. 1).

 
10
Cüz: 15 Sayfa: 293
Hani o zaman o yiğitler, mağaraya sığınmışlardı da Rabbimiz demişlerdi, katından bir rahmet ihsan et bize ve işimizin başarıyla doğruluğa ulaşması için sebepler hazırla bize.

Umeyr oğlu Ubeyd'e göre Ashâb-ı Kehf, Dikyanus adlı bir hükümdarın zamanında Efesus'ta yaşamıştır. Bu hükümdar Mecusî imiş. Ashâb-ı Kehf, Hıristiyanlığı kabul ettikleri için zulme uğramışlar ve bir mağaraya sığınmışlardır (Mecma, 2, 90).

 
11
Cüz: 15 Sayfa: 293
Onları bir uykuya daldırdık, yıllarca hiçbir şey duymadılar.
12
Cüz: 15 Sayfa: 293
Sonra da iki taraftan hangisi, onların ne kadar yatıp kaldıklarını hesab edip ayırt edecek, bilelim diye tekrar onları uyandırdık.
13
Cüz: 15 Sayfa: 293
Onların ahvalini gerçek olarak sana haber veriyor, hikaye ediyoruz. Şüphe yok ki onlar, Rablerine inanmışlardı ve biz de hidayetlerini arttırmıştık onların.
14
Cüz: 15 Sayfa: 293
Ve kalplerini gerçeğe bağladık kalkıp da Rabbimiz, göklerin ve yeryüzünün Rabbidir, ondan başka bir mabuda tapmayız biz ve andolsun ki böyle bir şey söyledik mi gerçekten uzaklaşmış oluruz dedikleri zaman.
15
Cüz: 15 Sayfa: 293
Ve şu kavmimiz, ondan başka mabut kabul etti, bari bu hususta açık bir delilleri olsaydı, kimdir yalan yere Allah'a iftira edenden daha zalim dedikleri zaman.
16
Cüz: 15 Sayfa: 294
Ve mademki dediler, onlardan ayrıldınız ve Allah'tan başkasına ibadet etmeyeceksiniz, sığının mağaraya da Rabbiniz, rahmetiyle bir genişlik versin size ve işinizde de kolaylık sebepleri hazırlasın size.
17
Cüz: 15 Sayfa: 294
Bir görseydin, güneş doğunca ışığı, mağaralarının içine değil de sağ tarafına vurmadaydı, batarken de sol tarafına ve onlar, mağaranın geniş bir yerindeydiler ve bu, Allah'ın delillerindendir. Allah, kimi doğru yola sevk ederse odur doğru yolu bulanve kimi saptırırsa artık ona, kesin olarak doğru yolu gösterecek bir dost bulamazsın.
18
Cüz: 15 Sayfa: 294
Onları uyanık sanırsın, halbuki uyuyor onlar ve biz onları sağ ve sol taraflarına çevirip durmadayız ve köpekleri de mağaranın girilecek yerinde, ön ayaklarını yere uzatmış, yatmada. Hallerini anlasaydın mutlaka onlardan kaçardın ve mutlaka onların halinden korku dolardı içine.
19
Cüz: 15 Sayfa: 294
Onları uyuttuğumuz gibi birbirlerine sormaları için öylece de uyandırdık ve içlerinden biri, ne kadar kaldık burada dedi. Bir gün uyumuşuz, yahut günün bir kısmını uykuyla geçirmişiz dediler ve Rabbiniz, daha iyi bilir dediler, ne kadar kaldığınızı, hele şimdi birinizi şu gümüş parayla şehre yollayın da yiyeceklerin hangisi daha temizse bir miktar alsın, bir rızık getirsin size, ancak çok ihtiyatlı davransın ve hiçbir kimse sizi duyup anlamasın.
20
Cüz: 15 Sayfa: 294
Çünkü anlarlar, duyarlarsa ya taşlarlar sizi, yahut da dinlerine döndürürler ve artık kesin olarak kurtulamazsınız onlardan.
21
Cüz: 15 Sayfa: 295
İşte böylece Allah'ın vaadinin hak ve gerçek olduğunu ve gerçekten de kıyametin kopacağını ve onda hiçbir şüphe bulunmadığını bilmeleri için, tam bu hususlarda birbirleriyle çekişip dururlarken, insanları haberdar ettik de müşrikler dediler ki: Onların bulunduğu yere bir yapı yapın, halktan gizli kalsınlar. Halbuki Rableri, onların ahvalini daha iyi bilir. Hallerine vakıf olanlarsa onların bulundukları mağaranın önüne mutlaka bir mescit yapmalıyız dediler.
22
Cüz: 15 Sayfa: 295
Diyecekler ki onlar üçtü, dördüncüleri, köpekleri ve beş taneydi onlar, altıncıları köpekleri; fakat bu sözler, ortada olmayan hedefe boşuna taş atmak ve diyecekler ki yedi taneydi onlar, sekizincileri köpekleri. De ki: Onların sayısını Rabbim daha iyi bilir, onları pek az kişi bilir ancak. Artık sen de onlar hakkında sana açıkladığımıza razı ol da fazla münakaşaya, mübahaseye girişme ve onlara dair kitap hakkında bir hüküm dilemeye kalkışma.
23
Cüz: 15 Sayfa: 295
Ve hiçbir şey hakkında da bunu mutlaka yarın yapacağım deme.
24
Cüz: 15 Sayfa: 295
Ancak Allah dilerse yaparım de ve birşeyi unutunca Rabbini an ve de ki: Umarım, Rabbim, beni bundan daha ziyade hayra ve doğruya yakın birşeye erdirir ve başarı verir bana.
25
Cüz: 15 Sayfa: 295
Onlar, mağaralarında üç yüz yıl yatıp kaldılar ve bu yıllara dokuz yıl daha kattılar.
26
Cüz: 15 Sayfa: 295
De ki: Ne kadar yatıp kaldıklarını Allah daha iyi bilir; onundur göklerdeki ve yeryüzündeki gizli şeyler, tam görüştür onun görüşü ve tam duyuştur duyuşu. Ondan başka bir dost ve yardımcı da yoktur onlara ve hükmüne hiçbir kimseyi ortak etmez.
27
Cüz: 15 Sayfa: 295
Rabbinin kitabından sana vahyedileni oku sözlerini değiştirecek yoktur ve ondan başka sığınacak bir kimseyi de bulamazsın.
28
Cüz: 15 Sayfa: 296
Sabah, akşam, rızasını dileyerek Rablerine dua edenlerle beraber sabret ve dünya yaşayışının ziynetini dileyenlere uyup ayırma gözlerini onlardan ve bizi anmamaları için gönüllerine gaflet verdiğimiz heva ve heveslerine uymuş ve işi hadden aşıp taşmış kişiye itaat etme.
29
Cüz: 15 Sayfa: 296
Ve de ki: Kur'an Rabbinizden hak ve gerçek olarak inmiştir, artık dileyen inansın, dileyen inkar etsin. Şüphe yok ki biz, zalimlere öyle bir ateş hazırladık ki etrafındaki duvarlar, onları çepeçevre kuşatır, susayıp su istedikleri zaman irin gibi bir su sunulur onlara ve bu su, yüzlerini bile yakıp kavurur, ne de kötü bir sudur ve orası, ne de kötü dayanılacak, oturulacak yerdir.
30
Cüz: 15 Sayfa: 296
İnanan ve iyi işlerde bulunanlara gelince: Şüphe yok ki biz, iyi işlerde bulunanların, güzel hareket edenlerin ecrini zayi etmeyiz.
31
Cüz: 15 Sayfa: 296
Öyle kişilerdir onlar ki onlarındır ebedi Adn cennetleri, kıyılarından ırmaklar akar, orada altın bilezikler takınarak süsleneceklerdir ve ince ve kalın ipekli yeşil elbiseler giyineceklerdir, orada tahtlarda oturacaklardır ve ne hoş ve güzel bir mükafattır bu ve o tahtlar, ne de güzel dayanılacak, oturulacak yerlerdir.
32
Cüz: 15 Sayfa: 296
Onlara iki adamı örnek getir: Onların birine iki üzüm bağı vermiş, bağların çevresini hurma ağaçlarıyla çevirmiş ve iki bağın arasını da ekinlik haline getirmiştik.

Bu iki adamın, İsrailoğullarından olduğu rivâyet edilmiştir.

 
33
Cüz: 15 Sayfa: 296
Bu iki bağ, daima mahsul verirdi, veriminde noksan bulunmazdı, iki bağın arasında da bir ırmak akıtmıştık.
34
Cüz: 15 Sayfa: 296
Daha başka da gelirleri vardı da konuşurken arkadaşına dedi ki: Ben malca da senden üstünüm, evlat ve ayalce de.
35
Cüz: 15 Sayfa: 297
Ve bağına girdi, kendi kendisine de zulmetmedeydi, dedi ki: Şu nail olduğum mal ve menalin zeval bulup tükeneceğini hiç mi ummam.
36
Cüz: 15 Sayfa: 297
Ve kıyametin kopacağını da ummam ama Rabbimin tapısına gönderilmiş olsam bile mutlaka bundan daha da iyi nimetler bulurum.
37
Cüz: 15 Sayfa: 297
Onunla konuşurken arkadaşı da seni dedi, topraktan, sonra bir damla sudan yaratıp bundan sonra da tam, azası düzgün bir insan haline getireni inkar mı ediyorsun?
38
Cüz: 15 Sayfa: 297
Fakat ben, Rabbim olan Allah'ı inkar etmem ve Rabbime hiçbir varlığı eş tutmam.
39
Cüz: 15 Sayfa: 297
Bağına girdiğin zaman Allah, neyi dilerse o olur, kuvvet, ancak Allah'ındır deseydin ya. Beni malca, evlatça senden düşkün gördün ama.
40
Cüz: 15 Sayfa: 297
Umarım ki Rabbim, bana seninkinden daha hayırlı bir bağ verir, senin bağına da yıldırımlar yollar gökten de kaypak, kaygan bir toprak oluverir bağın.
41
Cüz: 15 Sayfa: 297
Yahut da suyu öylesine çekilir ki onu arayıp bulmaya bile gücün yetmez.
42
Cüz: 15 Sayfa: 297
Derken serveti mahvoldu da çardakları çökmüş, yerle bir olmuş bağında ellerini uğuşturarak keşke Rabbime hiçbir varlığı eş, ortak olarak tanımasaydım demeye başladı.
43
Cüz: 15 Sayfa: 297
Ona Allah'tan başka yardım edecek bir topluluk olmadığı gibi onun da bu zararı gidermeye bir kudreti yoktu.
44
Cüz: 15 Sayfa: 297
İşte bu makamda yardım ve nusret, ancak Allah'ındır ve ona itaat, hem mükafat bakımından daha hayılıdır, hem son bakımından daha hayırlı.
45
Cüz: 15 Sayfa: 297
Onlara örnek getir: Dünya yaşayışı, gökten yağdırdığımız yağmura benzer, yeryüzünün nebatlarını sular, bünyelerine girer de onları yeşertir, yetiştirir, derken nebatlar kurur, ufalanır, yeller de onları savurur gider ve Allah'ın her şeye gücü yeter, hiçbir şeyden aciz değildir o.
46
Cüz: 15 Sayfa: 298
Mal ve oğullar, dünya yaşayışının ziynetidir. Ebedi olarak kalan hayır ve hasenatsa hem mükafat bakımından Rabbinin katında daha hayırlıdır, hem sonucu bakımından daha hayırlı.
47
Cüz: 15 Sayfa: 298
Ve o gün dağları yerinden sökeriz ve görürsün ki yeryüzü dümdüz olmuş ve onları diriltiriz, haşrederiz, hiçbir tanesini bırakmayız.
48
Cüz: 15 Sayfa: 298
Hepsi de safsaf Rabbine arz edilir, andolsun ki der, önce nasıl yarattıysak sizi öylece geldiniz tapımıza; size muayyen bir zaman tayin etmedik mi sandınız?
49
Cüz: 15 Sayfa: 298
Kitap ortaya konmuştur, suçluları görürsün ki o kitapta yazılı olan şeyler yüzünden korku içinde ve eyvahlar olsun bize derler, ne biçim kitap bu, ne küçük bir şey bırakmış, ne büyük, hepsini de sayıp dökmüş ve ne yaptılarsa hepsini de karşılarında bulurlar ve Rabbin hiçbir kimseye zulmetmez.

Bahsedilen kitap, herkesin dünyada yaptığı işlerin yazılı olduğu amel defteridir.

 
50
Cüz: 15 Sayfa: 298
An o zamanı hani biz meleklere, secde edin Âdem'e demiştik de İblis'ten başka hepsi secde etmişti, o, cin cinsindendi de Rabbinin emrinden çıkmıştı. Beni bırakıp da onu ve soyunu, dost mu ediniyorsunuz, halbuki onlar, size düşmandır; Allah'ı bırakıp Şeytanı dost edinmek, zalimler için ne de kötü bir değişme muamelesidir bu.

Kur’ân'ın birçok âyetlerinde meleklerle berâber anılan Şeytan'ın, cin taifesinden olduğu, cins bakımından melek olmadığı bildirilmektedir. Cin, Arapçada bir şeyi duyurmayacak derecede örtmek anlamına gelir. Geceleyin, hiçbir şey görülmediği için "cennel leyl", gece karanlığı çöktü denir. Cennet, ağaçlarla, dallarla, yapraklarla toprağı örten bahçe anlamınadır. Ana karnında olduğu için görünmeyen çocuğa cenin, insanı örten, düşmandan gizleyen kalkana cünne denir ki bu sözler, hep aynı köktendir. Cin, duyguyla anlamamıza imkan bulunmayan ruhani yaratıklar demektir. Bu bakımdan meleklerle Şeytanlar da bu yaratıklardandır. Ancak her melek cindir, fakat her cin, yani göze görünmeyen ruhani yaratık, melek değildir. Araplar, deliliği cinlerin yaptığını sanırlardı. Delilik ve deli anlamına gelen cinnet ve mecnun sözleri, bu kanaatten doğan sözlerdir (al-Müfredat, 97-98).

 
51
Cüz: 15 Sayfa: 298
Ne göklerle yerin yaratılışına tanık ettik onları, ne kendilerinin yaratılışına. İnsanları doğru yoldan saptıranları da yardımcı edinmem.
52
Cüz: 15 Sayfa: 298
Ve o gün bana eş ve ortak sandıklarınızı çağırın der de çağırırlar ama onlar icabet etmez ve aralarına cehennemde derin bir uçurum koymuşuzdur.
53
Cüz: 15 Sayfa: 298
Ve suçlular cehennemi görürler de içine düşeceklerini anlarlar ama oradan savuşup gidecek bir yer bulamazlar.
54
Cüz: 15 Sayfa: 299
Andolsun ki biz bu Kur'an'da, insanlara her çeşit örneği tekrartekrar açıkça anlatmadayız ve insan, her mahluktan daha fazla mücadelecidir.
55
Cüz: 15 Sayfa: 299
İnsanları, kendilerine hidayet geldikten, doğru yol bildirildikten sonra da inanmaktan ve Rablerinden yarlıganma dilemekten meneden şey, ancak evvelkiler hakkındaki yolun, yordamın, dünyada helak edilişin gelmesini, yahut da apaçık bir surette ahiret azabının gelip çatmasını bekleyiş.
56
Cüz: 15 Sayfa: 299
Ve biz, peygamberleri ancak müjdeci, korkutucu olarak göndeririz. Kafir olanlar, hakkı batılla gidermek için çalışırlar, çekişirler, ayetlerimizi ve kendilerine verilen korkulu haberleri alaya alırlar.
57
Cüz: 15 Sayfa: 299
Rabbinin ayetleriyle kendisine öğütler verildiği halde onlardan yüz çeviren ve elleriyle hazırladığı şeyi unutan kişiden daha zalim kimdir ki? Gerçekten de biz, onların anlamamaları için gönüllerine perdeler gerdik ve kulaklarını ağırlaştırdık ve onları doğru yola çağırsan da imkan yok doğru yola gelmez onlar.
58
Cüz: 15 Sayfa: 299
Ve Rabbin, suçları örter, rahmet sahibidir. Kazandıklarına karşılık onları helak ediverse çabucak azap ederdi; fakat onlara vaadedilmiş mukadder bir zaman var, o zaman geldi mi, ondan başka sığınacak hiçbir makam bulamazlar.
59
Cüz: 15 Sayfa: 299
İşte zulmettikleri için helak ettiğimiz bunca şehir ve biz, onların helaki için de mukadder bir zaman tayin etmiştik.
60
Cüz: 15 Sayfa: 299
An o zamanı ki Musa, genç arkadaşına, ben demişti, iki denizin kavuştuğu yeredek durmadan, dinlenmeden gideceğim, yahut da yıllarca bu uğurda uğraşacağım.

Mûsâ'nın genç arkadaşı Nun oğlu Yûşâ'dır. Müfessirlere göre Yûşâ Peygamber, Hz. Yakup'un soyundandır.

 
61
Cüz: 15 Sayfa: 299
İki denizin kavuştuğu yere vardıkları zaman balıklarını unutmuşlardı; balık, denize atlamış, dalıp bir yol tutmuş gitmişti.
62
Cüz: 15 Sayfa: 300
Oradan geçtikten sonra Musa, genç arkadaşına kuşluk yemeğimizi getir dedi, gerçekten de şu yolculuk, yordu bizi.
63
Cüz: 15 Sayfa: 300
Arkadaşı, gördün mü dedi, kayanın üstünde oturduğumuz zaman balığı unutmuştum; onu bana unutturan ve sana söylememe mani olan da ancak Şeytan'dır; balık, şaşılacak bir surette denizde bir yoldur tuttu, dalıp gitti.
64
Cüz: 15 Sayfa: 300
Musa, buydu aradığımız işte dedi ve kendi izlerini izleyerek geri döndüler.
65
Cüz: 15 Sayfa: 300
Derken kullarımızdan bir kulu buldular ki biz, katımızdan ona rahmet ihsan etmiştik ve katımızdan ilim belletmiştik.

Bu zatın, Hızr olduğunda hemen hemen ittifak vardır. Hızır’ın Belya adlı bir zat olduğu söylenmiştir. Buhârî'de, kuru otların üstüne oturduğu vakit otların yeşerdiği ve bu yüzden Hızır adıyla anıldığı rivâyeti vardır (al-Tecrid, Kitâbu Bed'il- halk, 2, 41). Hızır’ın, kıyamete dek hayatta olduğunu söyleyenler bulunduğu gibi ölmüştür diyenler de vardır. Sufilerin, Hızır hakkında çeşitli kanaatleri mevcuttur. Hızır'ın, peygamber olduğunu söyleyenler bulunduğu gibi erenlerden birisi bulunduğunu söyleyenler de olmuştur (Hızır hakkındaki incelemeleri ve çeşitli inançları anlamak için Prof. Pertev Naili Boratav'ın, İslam Ansiklopedisi'ndeki Hızır maddesine bakınız, cüz, 44, s. 457-471).

 
66
Cüz: 15 Sayfa: 300
Musa, ona, sana öğretilen gerçek bilgiden bana da öğretmen şartıyla sana uyayım mı dedi.
67
Cüz: 15 Sayfa: 300
O, sen dedi, benimle beraber bulunmaya dayanamazsın.
68
Cüz: 15 Sayfa: 300
İç yüzünü kavramana imkan olmayan birşeye nasıl sabredebilirsin ki?
69
Cüz: 15 Sayfa: 300
Musa, Allah dilerse dedi, görürsün, sabredeceğim ve hiçbir hususta sana isyan etmeyeceğim.
70
Cüz: 15 Sayfa: 300
O, bana uyarsan dedi, sana ona ait bir söz söyleyinceyedek hiçbir şey sorma bana.
71
Cüz: 15 Sayfa: 300
Derken kalkıp yola düştüler, nihayet bir gemiye bindiler, o zat, gemiyi deldi. Musa, içindekileri boğmak için mi gemiyi deldin dedi, andolsun ki pek kötü bir iş yaptın.
72
Cüz: 15 Sayfa: 300
O zat, demedim mi dedi, gerçekten de sen, benimle beraber bulunmaya dayanamazsın.
73
Cüz: 15 Sayfa: 300
Musa, unuttum dedi, bu yüzden azarlama beni ve şu arkadaşlığımızda ağır bir yük yükleme bana.
74
Cüz: 15 Sayfa: 300
Gene yola düştüler, derken bir erkek çocuğa rastladılar, o zat, çocuğu öldürdü. Musa bir cana kıymamışken tuttun, tertemiz birisini öldürdün, andolsun ki pek kötü ve menedilmiş bir şey yaptın sen dedi.
75
Cüz: 16 Sayfa: 301
O, demedim miydi sana dedi, gerçekten de sen, benimle beraber bulunmaya dayanamazsın.
76
Cüz: 16 Sayfa: 301
Musa, bundan sonra dedi, sana bir şey sorarsam benimle arkadaş olma artık, bir daha bir şey sorarsam benden ayrılmada gerçekten de mazursun.
77
Cüz: 16 Sayfa: 301
Gene yola düştüler. Bir şehre geldiler, halkından yemek istedilerse de onları konuklayıp doyuran bir tek kişi bile çıkmadı. Orada bir duvar buldular, yıkılmak üzereydi. O zat, duvarı doğrulttu. Musa, dileseydin dedi, bu hizmete karşılık bir ücret alırdın.

Bu şehir, İbn-i Abbas'a göre Antakya'dır. Eyle ve Nasıra diyenler de vardır.

 
78
Cüz: 16 Sayfa: 301
O zat, işte dedi, seninle benim aramda artık ayrılık bu. Sabredemediğin şeylerin iç yüzünü haber vereyim sana.
79
Cüz: 16 Sayfa: 301
Gemi, denizde çalışan yoksul kimselerindi, onu kusurlu bir hale getirmek istedim, çünkü ilerde bir padişah var, bütün gemileri zaptetmede.
80
Cüz: 16 Sayfa: 301
Çocuğa gelince: Anası, babası inanmış kimseler. Bu çocuğun, onları azgınlığa ve kafirliğe sevketmesinden korktuk da öldürdük.
81
Cüz: 16 Sayfa: 301
Rablerinin onlara, bu çocuğun yerine temizlikte daha ileri, merhametçe daha duygulu bir çocuğu vermesini diledik.
82
Cüz: 16 Sayfa: 301
Duvarsa, şehirdeki iki yetim çocuğundu ve altında, onlara ait bir define vardı, babaları da temiz bir adamdı. Rabbin, onların ergenlik çağına gelmelerini ve definelerini çıkarıp elde etmelerini diledi. Bunları kendiliğimden yapmadım. İşte sabredemediğin şeylerin iç yüzü.
83
Cüz: 16 Sayfa: 301
Sana Zülkarneyn'i sorarlar. De ki: Ona ait haberleri de okuyalım size.

Zül-karneyn, iki boynuzlu anlamına gelir. Doğuyu, Batıyı fetheden bir peygamber olduğunu söyleyenler bulunduğu gibi adâlet sahibi bir padişah olduğunu söyleyenler de vardır. Başında, boynuza benzer iki çıkıntı bulunduğu, yahut yeryüzünün batısıyla doğusunu zaptettiği için Zül-karneyn dendiği rivâyet edilmiştir. Ana ve baba tarafından soyca yüce bulunduğundan bu adla anılmıştır diyenler de vardır. Zül-karneyn'i, İskender olarak kabul edenler yanılmışlardır. Zül-karneyn hakkında en yeni ve en doğru incelemeyi, Hindistan Maarif veziri Mevlana Ebül-Kelam Azad başarmıştır. Bütün tarihçilerin fikirlerini inceleyen Mevlana Ebül-Kelam Azad, Ahd-i Atıyk'ın Danyal kitabının 8. babında Danyal'ın, rüyasında iki boynuzlu bir koç görüp bunu Med ve Fars hükümetlerini birleştiren İran hükümdarı olarak yorduğunu kaydediyor. Ona göre ibranca "Lokranim" sözünün Arapça’da tam karşılığı "Zül-karneyn" dir. Azra'nın kitabında da İsrailoğullarını tutsaklıktan kurtaran bu hükümdarın adı "Huruş" tarzında geçer (1, 6). Eş'iya'da da 45. babda Kuruş'tan bahsedilir (1). 11. babda Kuruş, "doğudan getirilecek yırtıcı kuş" diye anılır (11). İrmiya'da da yer yer, esaretten kurtuluş anılmaktadır. Kuruş, milattan önce 559. yılda zuhur etmiştir. 544’te Babil'i almış, Yahûdileri, memleketlerine göndermiştir. 519 da ölmüştür. Med ve Fars hükümetlerini birleştirip bir imparatorluk kurması dolayısıyla Kuruş'un heykelinde iki boynuz vardır (Mevlana Ebül-Kelam Azad'ın bu çok değerli incelemesi, Prof, Said Nefisi tarafından Farsça’ya çevrilmiş ve "Zül-Karneyen ya Kuruş-i Kebir" adıyla ve başta Mevlana Ebül-Kelam Azad'ın hal tercümesini muhtevi olarak 1330 hicri şemsi yılında Tahran’da basılmıştır).

Mısır'da Zevs Amon, iki boynuzlu bir koç şeklinde temsil edilen bir ilahtır. Amon, koç demektir. Zül-karneyn'e İskender denmesi belki buraya bağlıdır. Çünkü İskender, Zevs'in oğludur. Zevs, ziya şeklinde anasına yaklaşmış ve anası bu sûretle gebe kalıp İskender’i doğurmuştur (Prof, H. Ritter'in ders takrirlerinden).

 
84
Cüz: 16 Sayfa: 302
Biz, gerçekten de onu yeryüzünde yerleştirip yüceltmiştik, her şeyin yolunayoradamına ait ne bilgi varsa vermiştik ona.
85
Cüz: 16 Sayfa: 302
O, batıya doğru bir yol tutmuştu.
86
Cüz: 16 Sayfa: 302
Nihayet güneşin battığı yere gelince görmüştü ki güneş, kara bir balçığa batmada ve orada bir topluluğa rastladı. Dedik ki: Ey Zülkarneyn, istersen azaplandırırsın bunları, istersen iyilik edersin onlara.

Kuruş'un Lidya'yı zaptına işarettir (Aynı kitap, s. 53-54).

 
87
Cüz: 16 Sayfa: 302
Dedi ki: Zulmedeni azaplandırırız, sonra da Rabbinin tapısına götürülür de Rabbi, onu şiddetli bir azaba uğratır.
88
Cüz: 16 Sayfa: 302
Fakat inanan ve iyi iş işleyene güzel bir karşılık var ve biz ona emirlerimizden kolay olanını emredecek, o çeşit emirler vereceğiz.
89
Cüz: 16 Sayfa: 302
Sonra, bir yol daha tuttu.
90
Cüz: 16 Sayfa: 302
Da gidegide güneşin doğduğu yere vardı, orada öyle bir topluluk buldu ki onların güneşten başka hiçbir elbisesi yoktu, öyle bir topluluğa doğmadaydı güneş orada.

Bakterya (Belh)’daki göçebe ve yoksul boylar (Aynı kitap, s. 56).

 
91
Cüz: 16 Sayfa: 302
Böyleydi işte bu, gerçekten de nesi var, nesi yoksa bilgimiz hepsine şamildir, hepsinden de haberdarız.
92
Cüz: 16 Sayfa: 302
Sonra gene bir yol tuttu.
93
Cüz: 16 Sayfa: 302
Ta iki setin arasına vardı, onların yanında bir topluluk buldu ki hemen hiçbir söz anlamıyorlardı.

Hazar deniziyle Karadeniz arasındaki Kafkas dağları (Aynı kitap, s. 57-58).

 
94
Cüz: 16 Sayfa: 302
Dediler ki: Ey Zülkarneyn, Ye'cuc'la Me'cuc, yeryüzünde bozgunculuk yapan taifelerdir, onlarla bizim aramıza bir set yapmak şartıyle sana mallarımızdan versek razı olur musun, yapar mısın?

Ye'cuc'la Me'cuc, Kur’ân'da bir kere burada, bir kere de 21. sûrenin 96. âyetinde anılır. Ahd-i Atıyk'ın Tekvin bölümünde Nûh'un oğlu Yafes'in oğulları arasında Comer ve Macuc vardır (10, 2). Hızkıyal Peygambere ait kitapta, Macuc, bir ülkedir (38, 1). Aynı kitapta, bir şahıs adıdır (39, 1). Maksat, Karadeniz kıyılarında yaşayan ve arada bir Kafkas dağlarını aşarak batı Asya’ya saldıran boylardır (Aynı kitap, 85-91).

 
95
Cüz: 16 Sayfa: 302
Rabbimin bana verdiği devlet ve servet, daha hayırlıdır bana dedi, siz bana emeğinizle yardım edin de aranıza bir sed yapayım.
96
Cüz: 16 Sayfa: 302
Siz bana demir parçaları getirin. Dağların iki tarafı birbirine müsavi olunca üfleyin dedi. Onu ateş haline sokunca da getirin de dedi, üstüne erimiş bakır dökeyim.

Hazer ve Karadeniz arasındaki Kafkas dağlarının geçit yerinde yapılan ve hâlâ artıkları mevcut olan settir ki Araplar buna "Bab-ül-Hazer" ve "Bab-üt-Türk" derler, bizse Derbent geçidi deriz (Aynı kitap, 91-96).

 
97
Cüz: 16 Sayfa: 302
Artık bu seti aşmaya da güçleri yetmez, delmiye de güçleri yetmez.
98
Cüz: 16 Sayfa: 303
Bu dedi, Rabbimin rahmetinden bir lütuf. Rabbimin vaadettiği zaman gelince bu seti dümdüz yapar, yerle bir eder ve Rabbimin vaadi de gerçektir.
99
Cüz: 16 Sayfa: 303
O gün deniz gibi dalgalanır, dalgadalga birbirlerine karışır onlar ve sur üfürülür de onların hepsini toplarız.
100
Cüz: 16 Sayfa: 303
Ve o gün kafirlere, cehennemi öyle bir gösteririz ki.
101
Cüz: 16 Sayfa: 303
Onların delillerimi görüp beni anmak hususunda gözleri perdelenmişti ve Kur'an'ı dinlemeye tahammülleri yoktu onların.
102
Cüz: 16 Sayfa: 303
Kafir olanlar, benden başka ve kullarımdan, kendilerine yardımcı edindiklerini mi sandılar? Biz, kafirlere, konak yeri olarak cehennemi hazırladık.
103
Cüz: 16 Sayfa: 303
De ki: İşledikleri işler bakımından en fazla ziyan edenler kimlerdir, haber vereyim mi size?
104
Cüz: 16 Sayfa: 303
Onlardır en fazla ziyan edenler ki dünya yaşayışında bütün çalışmaları boşa gider, halbuki onlar, gerçekten de kendilerinin iyilik ettiklerini, iyi işlerde bulunduklarını sanırlardı.
105
Cüz: 16 Sayfa: 303
Onlardır kafir olanlar Rablerinin delillerine ve ona ulaşacaklarını inkar edenler, bütün yaptıkları boşa gitmiştir ve biz, kıyamet günü onları hiçbir ölçüye vurmayız, onlara hiçbir değer vermeyiz.
106
Cüz: 16 Sayfa: 303
Bu, cezaları olan cehennemdir kafir olduklarından ve delillerimle peygamberlerimi alaya aldıklarından dolayı.
107
Cüz: 16 Sayfa: 303
İnanıp iyi işlerde bulunanların konak yerleriyse Firdevs cennetleridir.
108
Cüz: 16 Sayfa: 303
Orada ebedi olarak kalırlar ve oradan ayrılmak da istemezler.
109
Cüz: 16 Sayfa: 303
De ki: Deniz mürekkep olsa tükenir, yazılmaz Rabbimin sözleri tükenmeden, hatta o deniz kadar bir deniz daha eklense gene tükenir, yazılamaz.
110
Cüz: 16 Sayfa: 303
De ki: Ben de ancak sizin gibi bir insanım, bana vahyedildiki mabudunuz ancak ve ancak bir mabuttur, arttık Rabbiyle buluşmayı uman iyi işlerde bulunsun ve Rabbinin kulluğunda hiçbir kimseyi eş tutmasın.