Surelere Dön

A'râf Sûresi

Sure: 7 206 Ayet İniş Sırası: 39
1
Cüz: 8 Sayfa: 150
Elif lam mim sad.
2
Cüz: 8 Sayfa: 150
Bu bir kitaptır ki insanları onunla korkutman, inananlara da öğüt vermen için sana indirildi; bu yüzden yüreğinde bir sıkıntı, göğsünde bir darlık hasıl olmasın.
3
Cüz: 8 Sayfa: 150
Rabbinizden size ne indirildiyse ona uyun, ondan başkalarını dost edinip onlara uymayın, fakat ne kadar da azınız öğüt tutmada.
4
Cüz: 8 Sayfa: 150
Biz nice şehirler helak etmişiz ki azabımız gelip çattığı zaman ya geceydi; halk, uykuya dalmıştı, yahut da gündüzdü, öğle uykusundaydı, dinlenmedeydi.
5
Cüz: 8 Sayfa: 150
Azabımız geldiği zaman ancak, biz zulmetmiştik diye niyaz edebildiler.
6
Cüz: 8 Sayfa: 150
Kendilerine peygamber gönderdiklerimizi de mutlaka sorguya çekeceğiz, peygamber olarak gönderdiklerimizi de sorumlu tutacağız.
7
Cüz: 8 Sayfa: 150
Onlara, tam bir bilgiyle her şeyi nakledeceğiz, bizim bulunmadığımız bir zaman, kaybolduğumuz bir vakit yoktu ki.
8
Cüz: 8 Sayfa: 150
O gün tartı olacak, gerçektir bu. Kimlerin iyi amelleri, terazide ağır gelirse onlardır kurtulanlar, muratlarına erenler.
9
Cüz: 8 Sayfa: 150
Kimlerin hafif gelirse onlardır ayetlerimizi inkar ederek zulmettiklerinden kendilerine yazık edenler.

Tartıdan maksat âhiretteki tam adâlettir. Mücâhid, Dahhâk ve Belhi bu kavli kabul etmişlerdir. İbn-i Abbas, Hasen ve diğerleri, Tanrının, bir dili, iki kefesi olan bir terazi kurduracağını ve bu terazide kulların iyilikleriyle kötülüklerinin tadılacağını söylemişlerdir. Tartının keyfiyetinde ihtilaf vardır. Yapılan işler, arazdır, yani kendiliklerinden meydana gelemeyen ve ancak bir cevherle kaim olan ve bir zaman içinde vücuda gelip geçen şeylerdir. Bu bakımdan onların ne ağırlığı vardır, ne de tekrar meydana gelebilir diyenler olduğu gibi amellerin yazılı olduğu sahifeler tartılacaktır, yahut iyi ameller güzel sûretlerde, kötüleri çirkin sûretlerde zuhur edip tartılacaktır diyenler de olmuştur. Tartıdan maksat, inanmanın, Tanrı katındaki kadrinin, inanmayanın da aşağılığının meydana çıkmasıdır diyenler de bulunmuştur (Mecma' 1, 418).

 
10
Cüz: 8 Sayfa: 150
Andolsun ki sizi yeryüzüne yerleştirdik, yaşama ve geçinme vasıtalarını da halkettik, ne de az şükredersiniz.
11
Cüz: 8 Sayfa: 150
Andolsun ki sizi yarattık, sonra bir suret, bir şekil verdik size, sonra da meleklere, Âdem'e secde edin dedik, hemen secdeye kapandılar, yalnız İblis secde edenlere katılmadı.
12
Cüz: 8 Sayfa: 151
Tanrı, sana emrettiğim zaman neden secde etmekten çekindin, seni meneden sebep neydi dedi. O, ben ondan daha hayırlıyım dedi, beni ateşten halkettin, onu balçıktan yarattın.
13
Cüz: 8 Sayfa: 151
Tanrı in oradan dedi, artık orada kalıp ululanamazsın, çık, şüphe yok ki sen alçaklardansın.
14
Cüz: 8 Sayfa: 151
İblis, bana, tekrar dirilecekleri, kalkacakları güne kadar mühlet ver dedi.
15
Cüz: 8 Sayfa: 151
Tanrı, şüphe etme ki mühlet verilenlerdensin dedi.
16
Cüz: 8 Sayfa: 151
İblis, beni azdıran sensin dedi, onun için ben de andolsun ki onları senin doğru yolundan çıkarmak için pusu kurup oturacağım.
17
Cüz: 8 Sayfa: 151
Sonra andolsun ki önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından çıkıp çatacağım onlara ve göreceksin ki çoğu şükür bile etmeyecek sana.
18
Cüz: 8 Sayfa: 151
Tanrı, sen kınanmış, kovulmuşsun, çık oradan dedi, andolsun ki cehennemi sizinle ve sana uyanlarla dolduracağım.
19
Cüz: 8 Sayfa: 151
Ey Âdem, sen ve eşin, cennete yerleşin, ikiniz de dilediğiniz şeyleri yiyin, yalnız şu ağaca yaklaşmayın, çünkü zalimlerden olursunuz.
20
Cüz: 8 Sayfa: 151
Şeytan, onlara gizli kalmış olan avret yerlerini belirtip göstermek için ikisini de vesveselendirdi ve bu ağacın meyvesini yerseniz mutlaka iki melek haline gelir, yahut da ebedi ömre kavuşursunuz, onun için Rabbiniz sizi nehyetti dedi.
21
Cüz: 8 Sayfa: 151
Ve yemin ederek şüphe yok ki dedi, ben size öğüt verenlerdenim.
22
Cüz: 8 Sayfa: 151
Onları böylece aldattı. Derken o ağacın meyvesinden tadınca avret yerlerini gördüler ve cennetteki ağaçların yapraklarıyla avret yerlerini örtmeye koyuldular. Rableri nida edip onlara dedi ki: Sizi, şu ağacın meyvesini yemeden menetmedim mi ve demedim mi ki Şeytan, hiç şüphe yok ki size apaçık bir düşmandır.
23
Cüz: 8 Sayfa: 152
Her ikisi de Rabbimiz dedi, kendimize zulmettik biz, bizi yarlıgamazsan, bize acımazsan ziyankarlardan oluruz.
24
Cüz: 8 Sayfa: 152
Tanrı, inin dedi, bir kısmınız, bir kısmınıza düşman olacak ve yeryüzünde muayyen bir vaktedek kalmanız mukadder.
25
Cüz: 8 Sayfa: 152
Orada dirileceksiniz dedi, orada öleceksiniz ve orada dirilip mezardan çıkarılacaksınız.
26
Cüz: 8 Sayfa: 152
Ey Âdemoğulları, avret yerlerinizi örtecek libas ve giyip süsleneceğiniz elbise indirdik size. Tanrıdan çekinme elbisesine gelince: O, daha da hayırlıdır ve bunlar, insanların anıp öğüt almaları için indirilen Allah ayetlerindendir.
27
Cüz: 8 Sayfa: 152
Ey Âdemoğulları, Şeytan, ananızı, babanızı cennetten çıkardığı ve avret yerlerini onlara göstermek için büründükleri elbiseyi sıyırıp üstlerinden attığı gibi sakın sizi de bir derde uğratmasın. O ve ona mensup olanlar, sizin göremeyeceğiniz yerlerden görür, kollar sizi. Şüphe yok ki biz Şeytanları, inanmayanlara dost ettik.
28
Cüz: 8 Sayfa: 152
Onlar, kötü bir iş yapınca babalarımız da derler, bu işi yaparlardı, öyle bulduk onları ve Allah emretti bunu bize. De ki: Allah kesin olarak kötülüğü emretmez. Allah'a, bilmediğiniz şeyi mi isnad ediyorsunuz?
29
Cüz: 8 Sayfa: 152
De ki: Rabbim, adaletle hareket etmemi emretti bana ve her secde yerinde, her namazda yüzünüzü kıbleye döndürün, inancınızda, ibadetinizde halis olup ona bağlanarak kulluk edin nasıl sizi o yarattıysa, meydana getirdiyse gene öylece dönüp onun tapısına varacaksınız.
30
Cüz: 8 Sayfa: 152
Halkın bir bölüğünü doğru yola sevketmiştir, bir bölüğüyse sapıklığı haketti. Zanneder misiniz Allah'ı bırakıp da Şeytanları dost edinenler doğru yolu bulmuşlardır?
31
Cüz: 8 Sayfa: 153
Ey Âdemoğulları, namaz kılacağınız her vakit, elbisenizi giyin, süslenin ve yiyin, için, israf etmeyin, şüphe yok ki o, müsrifleri sevmez.
32
Cüz: 8 Sayfa: 153
De ki: Allah'ın kulları için meydana getirdiği süslenilecek şeylerle rızık olarak verdiklerinin içinden tertemiz şeyleri kim haram etmiştir ki? De ki: Bunlar, dünyada, inanan kişilerindir, ahiretteyse yalnız onlara aittir. Delilleri, bilenlere bu çeşit açıklamadayız.
33
Cüz: 8 Sayfa: 153
De ki: Rabbin ancak açığa vurulabilen ve gizlenen kötülüklerle günahı, haksız yere isyan etmeyi ve hiçbir delil indirmediği halde Allah'a şirk koşmanızı ve bilmediğiniz şeyleri tutup Allah'a isnad ederek söylemenizi haram etmiştir.
34
Cüz: 8 Sayfa: 153
Her ümmetin başına gelecek musibete bir zaman takdir edilmiştir. Mukadder olan o zaman gelip çattı mı o musibeti ne bir an geriye atabilirler, ne bir an ileriye alabilirler.
35
Cüz: 8 Sayfa: 153
Ey Âdemoğulları, size, içinizden peygamberler gelip ayetlerimi okuyunca çekinen ve hallerini ıslah edenlere ne korku vardır, ne de mahzun olur onlar.
36
Cüz: 8 Sayfa: 153
Âyetlerimizi inkar edenler ve onları kabul etmeyi ululuklarına yediremeyenlerse cehennem ehlidir ve orada ebedi kalır onlar.
37
Cüz: 8 Sayfa: 153
Yalan yere Allah'a iftira edenden, yahut onun ayetlerini inkar eyleyenden daha zalim kimdir ki? Kitaptan nasipleri neyse erişecek onlara; sonunda canlarını almak için elçilerimiz, onlara gelip çatınca Allah'ı bırakıp da kulluk ettiğiniz, kendilerini çağırıp durduğunuz putlar Nerede diyecekler. Onlar da kaybolup gittiler diyecekler ve kafir olduklarına dair kendileri, kendilerinin aleyhinde tanıklık edecekler.
38
Cüz: 8 Sayfa: 154
Cinlerden ve insanlardan, sizden önce gelip geçen ümmetler arasında siz de girin ateşe diyecek. Her ümmet, ateşe girdikçe kendi dindaşına lanet edecek, sonunda birbiri ardınca hepsi de orada toplanacak. Son girenler, evvelce girenler için Rabbimiz diyecekler, işte bunlar bizi doğru yoldan çıkardı, bir kat daha fazla azab et onlara. Her zümre için diyecek, katkat fazla azap var ama siz bilmezsiniz.
39
Cüz: 8 Sayfa: 154
Evvelce girenler, sonrakilere diyecekler ki: Sizin bir üstünlüğünüz yok bize, kazandığınız suçlar yüzünden tadın azabı.
40
Cüz: 8 Sayfa: 154
Âyetlerimizi yalan sayıp onlara inanmaya tenezzül etmeyenlere gök kapıları kesin olarak açılmaz ve deve iğne yordamından geçer de onlar gene cennete giremezler ve biz, mücrimleri işte böyle cezalandırırız.

Bu âyet, İncil''de "Zengin kimse melekut-üs-semâvâta güç ile girer ve gene size derim ki zenginin melekut-Allah'a girmesinden devenin iğne deliğinden geçmesi daha kolaydır" meâlindeki söze benzer (Matyus, 19, 23-24).

 
41
Cüz: 8 Sayfa: 154
Onlara, cehennemde ateşten döşekler, üstlerinde de ateşten örtüler var ve biz, zalimleri böyle cezalandırırız.
42
Cüz: 8 Sayfa: 154
İnananlara ve iyi işlerde bulunanlara gelince; hiç kimseye takatinden aşırı bir teklifte bulunmayız, onlardır cennet ehli ve orada ebedi kalır onlar.
43
Cüz: 8 Sayfa: 154
Gönüllerindeki kini, hasedi gideririz, bulundukları yerlerin altından ırmaklar akar ve hamd Allah'a ki derler, doğru yolu buldurdu da bu nimetlere kavuşturdu bizi; Allah hidayet etmeseydi doğru yolu bulamazdık; andolsun ki Rabbimizin peygamberleri gerçek olarak geldiler ve onlara işte yaptığınız işlere karşılık miras olarak elde ettiğiniz cennet diye nida edilir.
44
Cüz: 8 Sayfa: 155
Cennet ehli, cehennem ehline biz, Rabbimiz bize neler vaadettiyse gerçek olarak hepsini bulduk, hepsini elde ettik, siz de Rabbinizin size vaadettiğini gerçek bir surette elde ettiniz mi diye nida eder, onlar da evet derler, derken aralarında bir münadi, Allah'ın laneti zalimlere diye bağırır.
45
Cüz: 8 Sayfa: 155
O zalimlere ki halkı Allah yolundan menederlerdi o yolun eğri bir hale gelmesini isterlerdi ve onlar ahireti inkar ederlerdi.
46
Cüz: 8 Sayfa: 155
Cennetliklerle cehennemlikler arasında bir örtü var ve A'raf üstünde erler var ki herkesi, yüzlerinden tanırlar ve cennet ehline esenlik size diye nida ederler. Onlar, henüz cennete girmemişlerdir ama girmeyi umarlar.
47
Cüz: 8 Sayfa: 155
Gözleri cehennemler tarafına ilişince Rabbimiz derler, bizi zulmeden kavimle beraber etme.
48
Cüz: 8 Sayfa: 155
A'raf erleri, yüzlerinden tanıdıkları kişilere nida edip derler ki: Ne malınızın çok oluşu, ne sayınızın fazla bulunuşu, ne de kulluk etmeye tenezzül etmeyip ululanmanız bir fayda vermedi size.

A'râf, yüksek yerlere denir. Atın yelesine, horozun ibiğine örf derler. A'râfın cennetle cehennem arasındaki sur olduğunu İbn-i Abbas, Mücâhid ve diğerleri rivâyet etmişlerdir. A'raf, sırat köprüsüdür diyenler de vardır. A'raftaki erlerin kimler olduğunda ihtilâf vardır. İyilikleriyle kötülükleri eşit ve denk olanlar, müşriklerin, ergenlik çağına girmeden ölen evlâdı, fetret devrinde, yani İsa dini bozulduktan sonra Hz. Muhammed (s.a.a)'in peygamberliğine kadar süren devirde yaşayanlar, A'râfta kalacaklar, sonra Tanrı bunları da cennete sokacak denmiştir. Hasen-i Basri'ye bu kavil nakledilince elini dizine vurup Tanrı, onları, cennet ve cehennem ehlini tanıtmak için oraya koymuştur; onlar, bunları birbirinden ayırt ederler; andolsun Tanrıya, belki de onlardan olanlar; şimdi şu evde bizimle beraberdir demişti. Bu söz, ayetin mealindeki "herkesi yüzlerinden tanırlar" hükmüne uygundur. Ehl-i Beyt İmamlarına göre A'raf erleri, Al-i Muhammed'dir (Mecma' I, 429).

 
49
Cüz: 8 Sayfa: 155
Allah, onları rahmetine nail etmez diye yemin ettiğiniz kişiler, bunlar değil miydi? Sonra bunlara girin cennete denir, ne korku vardır size, ne de mahzun olursunuz.
50
Cüz: 8 Sayfa: 155
Cehennem ehli, cennet ehline bize biraz su verin, yahut Allah'ın sizi rızıklandırdığı şeylerden bize de ihsan edin diye bağırırlar. Cennetlikler, şüphe yok ki derler, Allah suyu da, bize verdiklerini de kafirlere haram etmiştir.
51
Cüz: 8 Sayfa: 155
Onlar, dinlerini eğlence ve oyun saymışlardır, dünya yaşayışı, onları aldatmıştır. Onlar, nasıl bugüne kavuşacaklarını unutup bilebile ayetlerimizi inkar ettilerse biz de bugün onları unuturuz.
52
Cüz: 8 Sayfa: 156
Biz onlara öyle bir kitap gönderdik ki onu bilgiyle açıkladık, o kitapta, ne lazımsa hepsini bildirdik, inananlara doğru yolu gösterir ve rahmettir.
53
Cüz: 8 Sayfa: 156
Onlar, kitapta söylenenlerin gelip çıkmasını mı bekliyorlar ancak? Bir gün o söylenen şeyler, o sözlerin sonucu gelecek de evvelce onu unutanlar, gerçekten de Rabbimizin peygamberleri diyecekler, hak olarak gelmişlerdi; şimdi şefaatçilerden biri varmı ki şefaat etsin bize, yahut da tekrar dünyaya dönmemize imkan verilse de oradayken yaptığımız işlerden başka işler yapsak. Gerçekten de kendilerine yazık etmişlerdir, aslı yokken inanıp durdukları mabutla da onları bırakmış, kaybolup gitmiştir.
54
Cüz: 8 Sayfa: 156
Şüphe yok, Rabbimiz, öyle bir Allah'tır ki gökleri ve yeryüzünü altı günde yaratmıştır da sonra Arşa hakim ve mutasarrıf olmuştur; aceleyle ve durmadan geceyi takib eden gündüze gecenin örtüsünü atar, o örtüyle örter onu ve güneş de onun emrine ram olmuştur, ay da, yıldızlar da. İyice bil ki yaratış da onun, buyruk da; alemlerin Rabbi Allah'ın şanı ne de yücedir.

Sivâ, iki şey arasında hacim, ağırlık gibi hususlarda eşitliğe denir. Keyfiyet hususunda da kullanılır. İstivâ iki şeyin, iki adamın eşit ve denk olmasıdır. "Alâ" ile müteaddi olursa kavramak, kaplamak anlamına gelir. Emri, hükmü, tedbîri, Arşı kavramış, kaplamıştır, yani göklerle yerleri yarattıktan sonra Arşa hâkim ve mutasarrıf olmuştur mânasınadır (al-Müfredât, 251-253).

 
55
Cüz: 8 Sayfa: 156
Dua edin Rabbinize yalvarıp yakararak gizlice. Şüphe yok ki o, duada haddini aşanları sevmez.
56
Cüz: 8 Sayfa: 156
Düzene girdikten sonra yeryüzünde bozgunculukta bulunmayın ve ona, azabından korkarak, lutfunu da umarak dua edin. Şüphe yok ki Allah'ın rahmeti, iyilik edenlere pek yakındır.
57
Cüz: 8 Sayfa: 156
Öyle bir mabuttur ki rahmetinden önce müjdeci olarak rüzgarları yollar. Sonucu rüzgarlar, ağır yağmur bulutlarını yüklenince onları ölmüş bir ülkeye sevk ederiz, oraya böylece yağmur yağdırırız da her çeşit meyveler yetiştiririz. Düşünün de ibret almaya bakın, çünkü biz, ölüyü de işte böyle diriltiriz.
58
Cüz: 8 Sayfa: 157
Temiz ülkenin nebatı, Rabbinin izniyle çıkar, çorak yerdense pek az bir mahsul elde edilir. İşte biz, şükreden topluluğa delillerimizi bu çeşit tekrar edip durmadayız.

İbn-i Abbas, Mücâhid ve Hasen'e göre temiz ülke, inanan kişiyi, çorak yer de kâfiri temsil eder.

 
59
Cüz: 8 Sayfa: 157
Andolsun ki Nuh'u, kavmine peygamber olarak gönderdik de ey kavmim dedi, Allah'a kulluk edin, ondan başka bir mabudunuz yoktur. Şüphe yok ki ben, büyük bir günün azabına uğrayacağınızdan korkuyorum.

Ahd-i atıyk'te "Tekvin" bölümünün 6-8. babları, Nûh Peygambere ve tufana aittir.

 
60
Cüz: 8 Sayfa: 157
Kavminden ileri gelenler, şüphe yok ki dediler, biz seni apaçık bir sapıklık içine dalmış görmedeyiz.
61
Cüz: 8 Sayfa: 157
O, ey kavmim dedi, bende sapıklık yok, fakat ben, alemlerin Rabbinden gelen bir elçiyim.
62
Cüz: 8 Sayfa: 157
Rabbimin bildirdiği haberleri size tebliğ etmede ve size öğüt vermedeyim ve Allah bana bildiriyor da sizin bilmediğiniz şeyleri biliyorum ben.
63
Cüz: 8 Sayfa: 157
Sizi korkutmak, sakınmanızı temin etmek ve böylece de rahmete nail olmanızı sağlamak için içinizden birisine Rabbinizden vahiy gelmesine şaşıyor musunuz?
64
Cüz: 8 Sayfa: 157
Fakat onlar, onu inkar ettiler, yalancı saydılar, biz de onu ve onunla beraber gemide bulunanları kurtardık ve ayetlerimizi yalanlayanları suya boğduk. Şüphe yok ki onlar kör bir kavimdi.
65
Cüz: 8 Sayfa: 157
Âd kavmine kardeşleri Hud'u yolladık da ey kavmim dedi, Allah'a kulluk edin, ondan başka bir mabudunuz yoktur. Hala mı çekinmeyeceksiniz?

"Kardeşleri" demekten maksat cinslerinden, milletlerinden demektir. Ad, İslâm kaynaklarına göre Nûh Peygamberin torunu İrem'in torunudur. Bunun kavmi, Hadaramut'la Umman arasındaki çölde yaşardı. Hûd, Ahd-i Atıyk'te, Tekvin bölümünde, Nûh Peygamberin oğullarının soylarından bahsedilirken Aber diye geçer. Batı mütercimlerine göre bu Aber, Hûd'dur (Savary: Le Koran, Paris - 1951, s. 217, not, 2. Tekvin, 10, 21-25).

 
66
Cüz: 8 Sayfa: 157
Kavminin kafir olanlarından ileri gelenler, şüphe yok ki dediler, biz seni sapıklık, bilgisizlik içine dalmış görmedeyiz ve sanıyoruz ki yalancılardansın sen.
67
Cüz: 8 Sayfa: 157
O, ey kavmim dedi, bende sapıklık, bilgisizlik yok, fakat ben, alemlerin Rabbinden gelen bir elçiyim.
68
Cüz: 8 Sayfa: 158
Rabbimin bildirdiği haberleri size tebliğ etmedeyim ve ben size emniyet edilecek bir öğütçüyüm.
69
Cüz: 8 Sayfa: 158
Sizi korkutmak için içinizden birisine Rabbinizden vahiy gelmesine şaşıyor musunuz? Hatırlayın ki sizi Nuh kavminden sonra hükümdar etti, boypos, kuvvetkudret bakımından da onlardan üstün etti sizi. Siz de Allah'ın nimetlerini anın da muradınıza erin, kurtulun.
70
Cüz: 8 Sayfa: 158
Dediler ki: Sen bize tek Allah'a kulluk etmemizi ve atalarımızın taptıklarını bırakmamızı sağlamak için mi geldin? Doğru söyleyenlerdensen tehdit ettiğin şeyi meydana getir bakalım.
71
Cüz: 8 Sayfa: 158
O, Rabbinizden azaba ve gazaba uğramayı hakettiniz dedi, Allah'ın, haklarında hiçbir delil indirmediği ve ancak sizin ve atalarınızın taktığı birtakım adlar için benimle çekişmeye kalkıyorsunuz demek, o halde bekleyin, şüphe yok ki ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim.
72
Cüz: 8 Sayfa: 158
Onu ve onunla beraber olanları rahmetimizle kurtardık da ayetlerimizi yalanlayanların ve inanmayanların kökünü kestik.
73
Cüz: 8 Sayfa: 158
Semud'a da kardeşleri Salih'i gönderdik. Ey kavmin dedi, Allah'a kulluk edin, ondan başka bir mabudunuz yoktur. Rabbinizden size apaçık bir delil gelmiştir, işte şu Allah'ın mahluku dişi deve, size bir mucizedir o. Bırakın da Allah'ın yarattığı yeryüzünde otlayıp dursun ve ona kötülükle dokunmayın, sonra sizi elemli bir azaba uğratır.

Semûd kavmi, Ad kavminden sonra hüküm süren bir kavimdir.

 
74
Cüz: 8 Sayfa: 159
Hatırlayın ki sizi Âd kavminden sonra hükümdar etti ve yeryüzüne yerleştirdi, ovalarında köşkler kuruyor, dağlarında, kayaları yontup evler yapıyorsunuz. Allah'ın nimetlerini anın ve yeryüzünde bozgunculuk etmeyin.
75
Cüz: 8 Sayfa: 159
Kavminin ileri gelenlerinden olup iman etmeyi kibirlerine yediremeyenler, aciz sayıp hor gördükleri kimselerden ona iman etmiş olanlara, siz Salih'i, Rabbinden gönderilmiş mi biliyorsunuz dediler. Onlar da biz dediler, onun vasıtasıyla gönderilenlere inandık.
76
Cüz: 8 Sayfa: 159
O ululanmak isteyenler, o kibirliler, dediler ki: Hiç şüphe yok ki biz, sizin inandıklarınızı inkar ettik, kafir olduk.
77
Cüz: 8 Sayfa: 159
Dişi deveyi, ayaklarını kesip öldürdüler ve Rablerinin emrinden çıktılar, isyan ettiler ve ey Salih dediler, peygamberlerdensen tehdid ettiğin şeyi yap bize bakalım.
78
Cüz: 8 Sayfa: 159
Derken onlar şiddetli bir sesle azaba uğradılar, yurtlarında diz çökmüş bir halde yüzükoyun kapanarak helak olup gittiler.
79
Cüz: 8 Sayfa: 159
Salih, onlardan yüz çevirdi de ey kavmim dedi, andolsun ki ben size Rabbimin bildirdiği haberleri tebliğ ettim ve öğüt verdim ama siz öğüt verenleri sevmiyorsunuz.
80
Cüz: 8 Sayfa: 159
Lut'u da gönderdik ve hani kavmine demişti ki: Sizden önce alemlerde hiçbir kimsenin yapmadığı kötülüğü mü yapacaksınız?

Lut kıssası, Ahd-i Atıyk'ın Tekvin bölümünde geçer (18-19).

 
81
Cüz: 8 Sayfa: 159
Çünkü siz kadınları bırakıp şehvetle erkekleri kullanmadasınız ve siz, ancak haddini aşmış bir kavimsiniz.
82
Cüz: 8 Sayfa: 160
Kavminin cevabı ancak şu söz olmuştu, onları şehrinizden çıkarın demişlerdi, onlar pek fazla temiz olmak isteyen kişiler.
83
Cüz: 8 Sayfa: 160
Onu ve akRabasını kurtardık, ancak karısı kurtulmadı ve o, kavmiyle kalanlardandı.
84
Cüz: 8 Sayfa: 160
Onlara yağmur gibi taş yağdırdık, bak da gör suçluların sonucu ne olmuş.
85
Cüz: 8 Sayfa: 160
Medyen'e de kardeşleri Şuayb'i gönderdik de ey kavmim dedi, Allah'a kulluk edin, ondan başka bir mabudunuz yoktur. Rabbinizden apaçık bir delil gelmiştir size, artık kileyi doğru ölçün, teraziyi doğru tartın, insanların haklarını yemeyin ve düzene girdikten sonra yeryüzünde bozgunculuk etmeyin. İnanmışsanız bunlar, daha hayırlıdır size.

Midyan, Hz. İbrahîm'in Katura'dan doğan oğludur (Tekvin, 29, 1-4). Medyen adlı şehir, ihtimalen bu zatın ismini taşımaktadır. 28. Sûrenin 25-29. âyetlerinde Hz. Mûsâ'nın, Hz. Şuayb'in kızını aldığı bildirilir. Ahd-i Atıyk'te, Mûsâ'nın kaynatası, Medyen kâhini Yetro'dur (Huruc, 3, 1). Bu takdîrde Medyen kavmine gönderilen Şuayb Peygamberin bu zat olması gerekir. Ahd-i Atıyk'ın Huruc bölümünde Şuayb'e ait başka bilgiler de vardır (28).

 
86
Cüz: 8 Sayfa: 160
İnananları tehdit ederek Allah yolundan menetmek ve o yolun eğri bir hale gelmesini sağlamak için her yolun başında oturup pusu kurmaya kalkmayın ve hatırlayın o zamanı ki azlıktınız, o sizi çoğalttı. Bozgunculukta bulunanların sonuçları ne olmuş, ne hale gelmişler, bakın da görün.
87
Cüz: 8 Sayfa: 160
Sizin bir kısmınız, benimle gönderilene inanır, bir kısmınız inanmazsa Allah, aramızda hükmedinceye dek sabredin ve o, hükmedenlerin en hayırlısıdır.
88
Cüz: 9 Sayfa: 161
Kavminin ileri gelenlerinden olup iman etmeyi kibirlerine yediremeyenler, ey Şuayb dediler, mutlaka seni de, sana inananları da hep beraber ya şehrimizden çıkaracağız, yahut da bizim dinimize dönersiniz. O da dedi ki: Biz istemesek de zorla mı yapacaksınız bunu?
89
Cüz: 9 Sayfa: 161
Fakat Allah bizi ondan kurtardıktan sonra tutar da tekrar sizin dininize dönersek yalan yere Allah'a iftira etmiş oluruz. Artık o dine dönmemize imkan yok, meğer ki Rabbimiz olan Allah dileye. Rabbimizin bilgisi her şeye yeter, her şeyi şamildir. Allah'a dayandık biz. Rabbimiz, sen bizimle kavmimizin arasında gerçek olanı hükmet ve sen, hükmedenlerin en hayırlısısın.
90
Cüz: 9 Sayfa: 161
Kavminin ileri gelenlerinden kafir olanlar, Şuayb'e uyduğunuz takdirde andolsun ki dediler, zarara uğrarsınız.
91
Cüz: 9 Sayfa: 161
Derken, şiddetli bir depremle azaba uğradılar, yurtlarında diz çökmüş bir halde yüzükoyun kapanarak helak olup gittiler.
92
Cüz: 9 Sayfa: 161
Şuayb'i yalanlayanlar, sanki oralarda hiç oturmamışlar, hiç yaşamamışlardı, Şuayb'i yalanlayanlar, asıl zarara uğramışlardı.
93
Cüz: 9 Sayfa: 161
Şuayb, onlardan yüz çevirdi de ey kavmim dedi, andolsun ki ben size Rabbimin bildirdiği haberleri tebliğ ettim ve öğüt verdim. Artık kafir bir kavme nasıl acıklanabilirim?
94
Cüz: 9 Sayfa: 161
Hiçbir şehre peygamber göndermedik ki oranın halkını, yola gelsinler de yalvarıp yakarsınlar diye can ve malca bir sıkıntıya, bir azaba uğratmayalım.
95
Cüz: 9 Sayfa: 161
Sonra da kötülük yerine iyilik verdik, çoğaldılar ve atalarımız da malca zarara uğramışlardı, genişliğe kavuşmuşlardı, bu, böyledir dediler de ansızın onları azaba uğrattık, anlamadılar bile.
96
Cüz: 9 Sayfa: 162
Memleketlerin halkı inansalar ve çekinselerdi gökyüzünden üstlerine bereket yağdırır, yeryüzünden bereket fışkırtırdık, fakat inkar ettiler de kazandıkları suç yüzünden onları azaba uğrattık.
97
Cüz: 9 Sayfa: 162
Memleketlerdeki halk, uykuya dalmışken geceleyin ansızın azabımızın gelip çatmayacağından emin mi?
98
Cüz: 9 Sayfa: 162
Yahut memleketlerdeki halk, kuşluk çağı oynayıp dururken azabımızın birdenbire gelmeyeceğinden emin mi?
99
Cüz: 9 Sayfa: 162
Bütün bunlardan sonra Allah azabından emin mi olurlar? Allah azabından emin olanlar, ancak zarara uğramış topluluklardır.
100
Cüz: 9 Sayfa: 162
Oralarda yaşayanların helakinden sonra miraslarına konarak yurtlarını elde edenler, hala anlamazlar mı ki dilersek, suçları yüzünden onları da musibetlere uğratırız ve kalplerini mühürleriz de işitmezler.
101
Cüz: 9 Sayfa: 162
İşte bu yurtlara ait bazı vukuatı anlatmadayız sana. Andolsun ki peygamberleri, apaçık delillerle geldi onlara, fakat önce inkar ettikleri, yalan saydıkları şeylere inanmadılar. İşte Allah, kafirlerin gönüllerini böyle mühürler.
102
Cüz: 9 Sayfa: 162
Onların çoğunu, sözlerinde durur bulmadık ve çoğunu ancak hadlerini aşmış kötü kişiler bulduk.
103
Cüz: 9 Sayfa: 162
Onlardan sonra da Musa'yı, delillerimizle Firavun'a ve Firavun'un kavminden ileri gelenlere gönderdik, fakat kendilerine zulmetti onlar, bak da gör, bozguncuların sonucu ne olmuştur.

Hz. Mûsâ'nın kıssası Ahd-i Atıyk'ın Huruc bölümünde anlatılır.

 
104
Cüz: 9 Sayfa: 162
Musa dedi ki: Ey Firavun, şüphe yok ki ben, alemlerin Rabbinden gelen bir peygamberim.
105
Cüz: 9 Sayfa: 163
Allah hakkında ancak gerçek sözü söylemem borçtur bana. Rabbinizden apaçık bir delille geldim size, İsrailoğullarını benimle gönder.
106
Cüz: 9 Sayfa: 163
Firavun, apaçık delille geldiysen ve doğru söz söyleyenlerdensen göster o delili dedi.
107
Cüz: 9 Sayfa: 163
Musa, sopasını yere attı, derken sopa apaşikar kocaman bir yılan oldu.
108
Cüz: 9 Sayfa: 163
Elini koltuğuna sokup çıkarınca bakanlar gördüler ki bembeyaz, parılparıl parlayan bir el.
109
Cüz: 9 Sayfa: 163
Firavun'un kavminden ileri gelenlerin bir kısmı, gerçekten de dediler, bu, bilgili bir büyücü.
110
Cüz: 9 Sayfa: 163
Sizi yerinizden, yurdunuzdan çıkarmak istiyor, ne buyurursunuz şimdi?
111
Cüz: 9 Sayfa: 163
Onunla kardeşini alıkoy da dediler, şehirlere adamlar gönder.
112
Cüz: 9 Sayfa: 163
Ne kadar bilgili büyücü varsa hepsini tapına getirsinler.
113
Cüz: 9 Sayfa: 163
Büyücüler, Firavun'un tapısına geldiler ve üst gelirsek elbette mükafat var bize, değil mi dediler.
114
Cüz: 9 Sayfa: 163
Evet dedi Firavun ve siz, mutlaka yakınlarımdan olacaksınız.
115
Cüz: 9 Sayfa: 163
Dediler ki ya Musa, sen mi sopanı atacaksın, biz mi atalım önce?
116
Cüz: 9 Sayfa: 163
Siz atın dedi. Attıkları anda halkın gözünü boyadılar, korkuttular ve büyük bir büyü yaptılar.
117
Cüz: 9 Sayfa: 163
Musa'ya, at sopanı diye vahyettik. Atınca koca bir yılan şekline giren sopa, onların yalancıktan meydana çıkardıklarını yuttu, hepsini silip süpürdü.
118
Cüz: 9 Sayfa: 163
Böylece de hak üstün oldu, yerine geldi ve yaptıkları şeyler, mahvolup gitti.
119
Cüz: 9 Sayfa: 163
Oracıkta yenildiler ve horhakıyr bir halde yaptıklarından feragat ettiler.
120
Cüz: 9 Sayfa: 163
Ve büyücüler, hep birden secdeye kapandılar da.
121
Cüz: 9 Sayfa: 164
İnandık dediler, alemlerin Rabbine.
122
Cüz: 9 Sayfa: 164
Musa'nın ve Harun'un Rabbine.
123
Cüz: 9 Sayfa: 164
Firavun, ben size izin vermeden önce ona inanıyor musunuz dedi, bu, şüphe yok ki halkını oradan çıkarmak için şehirde kurup düzdüğünüz bir düzen; yakında ne yapacağımı öğrenirsiniz.
124
Cüz: 9 Sayfa: 164
Ellerinizi, ayaklarınızı çaprazvari kestireceğim, sonra da hepinizi astıracağım.
125
Cüz: 9 Sayfa: 164
Şüphe yok ki dediler, biz dönüp Rabbimizin tapısına varacağız.
126
Cüz: 9 Sayfa: 164
Sen bizden, ancak Rabbimizin delilleri gelince onlara inandık diye öc alacaksın. Rabbimiz, üstümüze yağdırırcasına sabır ver bize ve bizi Müslüman olarak öldür.
127
Cüz: 9 Sayfa: 164
Firavun'un kavminden ileri gelenler, Musa'yı ve kavmini, yeryüzünde bozgunculuk etsinler, senden ve taptıklarından yüz çevirsinler diye mi bırakıyorsun dediler. Firavun gene onların oğullarını öldürür, kadınlarını bırakırız ve şüphe yok ki biz, onlardan üstünüz ve kudret sahibiyiz dedi.
128
Cüz: 9 Sayfa: 164
Musa, kavmine dedi ki: Allah'tan yardım dileyin ve sabredin. Şüphe yok ki yeryüzü Allah'ındır, kullarından dilediğine miras olarak kalır ve sonuç, çekinenlerindir.
129
Cüz: 9 Sayfa: 164
Sen gelmeden önce de eziyet çektik, geldikten sonra da çekiyoruz dediler. Musa, umarım ki dedi, Rabbiniz, düşmanlarınızı helak eder, yeryüzünde hükümdar eder sizi de neler yapacağınıza bakar, dener sizi.
130
Cüz: 9 Sayfa: 164
Andolsun ki biz, düşünüp ibret alsınlar diye Firavun'u ve soyunu yıllarca kuraklığa ve kıtlığa uğrattık.
131
Cüz: 9 Sayfa: 165
Onlara bir iyilik gelince hakkımızdı bu zaten derler, bir kötülük geldi mi Musa'nın ve onunla beraber bulunanların uğursuzluğuna verirlerdi. İyice bil ki uğradıkları uğursuzluk, Allah'tandı, fakat çoğu bilmezdi bunu.
132
Cüz: 9 Sayfa: 165
Bizi büyülemek, kandırmak için hangi delili gösterirsen göster demişlerdi, biz sana inanmayacağız.
133
Cüz: 9 Sayfa: 165
Bunun üzerine, ayrıayrı mucize olmak üzere onlara tufan, çekirge, haşerat, kurbağa ve kan gönderdik, fakat ululanıp inanmaya tenezzül etmediler ve zaten de suçlu bir topluluktu onlar.
134
Cüz: 9 Sayfa: 165
Azaba uğrayınca ya Musa diyorlardı; icabet edeceğine dair verdiği söze uyarak Rabbine dua et de bizden bu belayı defetsin, muhakkak sana inanacağız ve İsrailoğullarını seninle göndereceğiz.
135
Cüz: 9 Sayfa: 165
Uğrayacakları son belayadek üstlerine çöken musibeti giderdik mi derhal yeminlerini bozuyorlardı.
136
Cüz: 9 Sayfa: 165
Sonucu öc aldık onlardan ve delillerimizi yalanladıkları, onlardan gaflet ettikleri için hepsini de denize garkettik.
137
Cüz: 9 Sayfa: 165
Zayıf, horhakir bir hale getirilen kavme, yeryüzünün feyiz ve bereket ihsan ettiğimiz doğularını da, batılarını da miras olarak verdik ve sabrettiklerinden dolayı Rabbinin, İsrailoğullarına verdiği güzel söz, tamamlandı, yerine geldi ve Firavun'la kavminin yaptıklarını, yükselttiklerini yıkıp mahvettik.
138
Cüz: 9 Sayfa: 166
İsrailoğullarını denizden geçirdik de putlara tapmakta olan bir topluluğa rastladılar. Ya Musa dediler, onların taptığı putlar gibi bize de putlar yap. Musa, şüphe yok ki dedi, siz bilgisiz bir kavimsiniz.
139
Cüz: 9 Sayfa: 166
Onların taptıkları da helak olup gitmiştir, yaptıkları da boştur.
140
Cüz: 9 Sayfa: 166
Sizi alemlerden üstün kıldığı halde Allah'tan başka bir mabut mu arıyorsunuz?
141
Cüz: 9 Sayfa: 166
Hani sizi Firavun soyundan kurtarmıştık. Size en ağır işkenceleri yapıyorlardı, aşağılık bir hale getiriyorlardı sizi, oğullarınızı öldürüyorlar da kadınlarınızı bırakıyorlardı ve bunda da Rabbinizden büyük bir sınama vardı size.
142
Cüz: 9 Sayfa: 166
Musa ile otuz gece münacatta bulunmayı sözleşmiştik de bu vadeyi, on gece daha katarak tamamlamıştık böylece Rabbinin tayin ettiği müddet, kırk geceyi bulmuştu ve Musa, kardeşi Harun'a, kavmimin içinde benim yerime geç, onları düzene koy ve bozguncuların yoluna uyma demişti.

Bu günlerin, zilkade ayıyle zilhiccenin ilk on günü olduğu söylenmiştir.

 
143
Cüz: 9 Sayfa: 166
Musa, tayin ettiğimiz vakitte gelip Rabbi onunla konuşunca Rabbim demişti, bana görün de bakayım sana. Rabbi, beni kesin olarak göremezsin sen demişti, fakat şu dağa bak, eğer yerinde durabilirse görebilirsin beni. Derken Rabbi, dağa tecelli edince dağ, yerle bir oldu ve Musa bayılıp yere yığıldı. Kendisine gelince de seni noksan sıfatlardan tenzih ederim dedi, tövbe ettim sana ve ben, inananların ilkiyim.

İbn-i Abbas, Rabbinin nuru dağa tecelli edince, Hasen de vahyi tecelli edince demişlerdir.

 
144
Cüz: 9 Sayfa: 167
Tanrı, ya Musa dedi, ben sana peygamberlik vererek ve seninle konuşarak bütün insanlara üstün ettim seni, seçtim seni, sana verdiğimi al ve şükredenlerden ol.
145
Cüz: 9 Sayfa: 167
Tevrat levihlerinde, her şeye ait öğüdü, her şeyi açıklayan hükümleri yazdık ve azimle, kuvvetle al bunu dedik, kavmine de emret; en güzel hükümleriyle amel etsinler; haddi aşan, buyruktan çıkan kötü kişilerin yurtlarını da yakında göstereceğiz.
146
Cüz: 9 Sayfa: 167
Yeryüzünde haksız yere ululuk satanlara ayetlerimizi idrak ettirmeyeceğiz, zaten onlar, hangi delili görseler inanmazlar, doğru yolu görseler o yola gitmezler, fakat azgınlık yolunu gördüler mi hemen o yola gitmeye koyulurlar; bu da ayetlerimizi yalan saymalarından ve onlardan gaflet etmelerinden ileri gelir.
147
Cüz: 9 Sayfa: 167
Âyetlerimizi ve ahiret gününe ulaşmayı yalan sayanların bütün yaptıkları boşa gider. İşledikleri kötülüklerin karşılığı neyse ondan başka birşeyle mi cezalanır onlar?
148
Cüz: 9 Sayfa: 167
Musa'nın kavmi, o gittikten sonra ziynet eşyasından bir buzağı yaptılar. O buzağı, böğürüyordu da. O buzağının kendileriyle konuşmayacağını, onlara doğru yolu göstermeyeceğini görüp anlamadılar mı da ona sarıldılar ve kendilerine kıydılar, yazık ettiler.

Ahd-i Atıyk'te, buzağıyı yapan Hârûn'dur (Huruc, 32). Kur’ân 20. sûrenin 87. âyetinde, buzağıyı yapanın Sâmiri olduğunu söyler.

 
149
Cüz: 9 Sayfa: 167
Adamakıllı nadim olup doğru yoldan sapıttıklarını görünce de Rabbimiz acımazsa bize ve yarlıgamazsa bizi mutlaka ziyankarlardan olacağız dediler.
150
Cüz: 9 Sayfa: 168
Musa, kızgın bir halde acıklanarak kavmine dönünce dedi ki: Benden sonra ne de kötü bir iş işlediniz, Rabbinizin vaadettiği müddet bitmeden acele mi ettiniz? Ve levihleri atıp kardeşinin saçından, sakalından tutarak kendisine doğru çekmeye başladı. Harun, anam oğlu dedi, bu kavim, gerçekten de aciz bıraktı beni, az kaldı ki öldürüyorlardı da, onun için bana bu harekette bulunup düşmanları sevindirme ve beni zulmeden kavimle beraber tutma.
151
Cüz: 9 Sayfa: 168
Musa, Rabbim dedi, beni ve kardeşimi yarlıga ve rahmetine al bizi, sen merhametlerin en merhametlisisin.
152
Cüz: 9 Sayfa: 168
Buzağıyı mabud edinenler, Rablerinden bir gazaba uğrayacaklar, dünya yaşayışında aşağılık bir hale düşeceklerdir ve biz, iftiracıları böyle cezalandırırız.
153
Cüz: 9 Sayfa: 168
Kötü işler yaptıktan sonra tövbe edip inananlara gelince: Şüphe yok ki Rabbin, tövbeden sonra suçları mutlaka örter, rahimdir.
154
Cüz: 9 Sayfa: 168
Musa'nın öfkesi yatışınca levihleri aldı. Tevrat'ın yazılı olduğu o levihlerde, hidayet ve rahmet, Rablerinden korkanlara aittir diye de yazılmıştı.
155
Cüz: 9 Sayfa: 168
Ve Musa, kendisine vade verdiğimiz yere götürmek üzere kavminden yetmiş kişi seçti. Derken bulundukları yerde şiddetli bir deprem başlayınca ya Rabbi dedi, dileseydin onları da daha önce helak ederdin, beni de. İçimizdeki akılsızların işledikleri suç yüzünden bizi de mi helak edeceksin? Bu, ancak senin bir sınamandan başka bir şey değil. Onunla dilediğini doğru yoldan çıkarırsın, dilediğini doğru yola sevk edersin. Sensin yardımcımız ve sahibimiz, ört bizim suçlarımızı ve acı bize, sensin suçları örtenlerin en hayırlısı.
156
Cüz: 9 Sayfa: 169
Şu dünyada da iyilikler ver bize, ahirette de ve şüphesiz ki sana yöneldik biz. Tanrı, dilediğimi azabıma uğratırım dedi, fakat rahmetim, her şeyi kaplamıştır da çekinenleri, zekat verenleri ve ayetlerime inananları rahmetime mazhar ederim.
157
Cüz: 9 Sayfa: 169
Onlar, öyle kişilerdir ki ellerindeki Tevrat'ta ve İncil'de de yazılmış olarak bulacakları şeriat sahibi Ümmi Peygambere uyarlar ve o, onlara iyiliği emreder, kötülükten nehy eder onları ve temiz şeyleri onlara helal etmededir, pis ve kötü şeyleri haram etmede. Sırtlarındaki ağır yükleri indirmededir, bağlandıkları zincirleri kırmada. Artık ona inananlar, onu ululayanlar, ona yardım edenler ve ona indirilen ışığa uyanlardır kurtulanlar, muratlarına erenler.

Ümmi kelimesi, anaya mensup anlamına gelir. Anadan doğduğu gibi kalan, okuma yazma bilmeyen demektir. Ümmete mensup olduğu için, yahut da Mekke, Kur’ân'da, 6. sûrenin 92. ve 42. sûrenin 7. âyetlerinde, şehirlerin aslı anlamına gelen "Ümm-ül-Kurâ" diye anıldığı için Hz. Muhammed (s.a.a), "Ümmi" diye anılmıştır. Bu son anlama göre Mekkeli demektir (al-Müfredât, 22). İmam Muhammed-ül-Bâkır (a.s)'dan bu son kavil rivâyet edilmiştir (Mecma, 1, 457).

 
158
Cüz: 9 Sayfa: 169
De ki: Ey insanlar, şüphe yok ki ben, Allah tarafından sizin hepinize gönderilmiş olan peygamberim; o, öyle bir Allah'tır ki göklerin saltanat ve tasarrufu da onundur, yeryüzünün de. Ondan başka yoktur tapacak, odur dirilten ve öldüren. Artık Allah'a ve Allah'ın sözlerine inanın ve şeriat sahibi Ümmi Peygamberine inanın ve uyun ona da doğru yolu bulun.
159
Cüz: 9 Sayfa: 169
Musa kavminden bir topluluk vardı ki halkı doğru yola sevk ederler ve adaletle muamelede bulunurlardı.
160
Cüz: 9 Sayfa: 170
Onları on iki kabileye, on iki topluluğa böldük ve kavmi, Musa'dan su isteyince ona, sopanla taşa vur diye vahyettik, derken o taştan on iki kaynak aktı. Her topluluk, su içecekleri kaynağı belledi ve onları bulutla gölgelendirdik, onlara kudret helvasıyla bıldırcın kuşu indirdik. Size rızık olarak verdiğimiz şeylerin temizlerini yiyin dedik. Onlar bize zulmedemediler, ancak kendilerine zulmettiler.

Kayadan su çıkarma olayı, Ahd-i Atıyk'te de vardır (A'dâd, 20, 2-11).

 
161
Cüz: 9 Sayfa: 170
Hani o zaman onlara, bu şehirde yerleşin ve dilediğiniz yerde dilediğiniz şeyi yiyin ve bu makam, suçların döküldüğü makamdır deyin, kapıdan yerlere kapanırcasına eğilerek girin de suçlarınızı örtelim, iyi hareket edenlerin mükafatını daha da fazlasıyla verelim denmişti.
162
Cüz: 9 Sayfa: 170
Fakat onlardan zulmedenler, sözü kendilerine söylendiğinden bambaşka bir tarza döküp değiştirdiler, biz de ettikleri zulüm yüzünden onlara gökyüzünden kötü, pis bir azab indirdik.
163
Cüz: 9 Sayfa: 170
Denize pek yakın olan o şehrin halkına neler oldu, sor onlara. Hani onlar, cumartesi günü, emre isyan etmişlerdi, hani cumartesi günleri, balıklar, su üstüne çıkıyordu da cumartesiden başka günlerde onlara görünmüyordu, emirden çıktıkları için biz de onları böyle sınamadaydık.

İbn-i Abbas'a göre burası Şap denizinin kıyısındaki Eyle şehridir. Medyen ve Tabariye diyenler de vardır (Mecma, 1, 259).

 
164
Cüz: 9 Sayfa: 171
Hani onlardan bir topluluk, Allah'ın helak edeceği, yahut da şiddetle azaplandıracağı bir kavme ne diye öğüt verirsiniz demişti de öğüt verenler, Rabbinize karşı bir özür serdedebilelim ve belki de sakınırlar ümidiyle demişlerdi.
165
Cüz: 9 Sayfa: 171
Öğütçülerin öğütlerini unuttukları zaman biz de, onları kötülükten nehyedenleri kurtardık, zulmedenleriyse, emirden çıktıkları için pek şiddetli bir azaba uğrattık.
166
Cüz: 9 Sayfa: 171
Nehyedildikleri şeyleri yapmakta ısrar edince onlara aşağılık maymun olun dedik.
167
Cüz: 9 Sayfa: 171
An o zamanı ki Rabbin, kıyamet gününedek onlara en kötü azapla azaplandıracak olanları göndereceğini kesin olarak bildirmişti. Şüphe yok ki Rabbin, cezayı pek tez verir ve şüphe yok ki o, suçları örter, rahimdir.
168
Cüz: 9 Sayfa: 171
Onları, yeryüzünde takımtakım topluluklar haline getirdik, dağıttık. İçlerinde iyileri var, onlardan daha aşağı derecede bulunanları var. Belki Tanrıya dönerler, itaate girerler diye de onları iyiliklerle, kötülüklerle sınadık.
169
Cüz: 9 Sayfa: 171
Onlardan sonra kitaba varis olan öyle bir nesil geldi ki hem şu dünyanın geçici matahını alırlar da elbette ilerde yarlıganırız, suçlarımız örtülür bizim derler, hem de gene ellerine ona benzer geçici bir matah geçse almakta devam ederler. Halbuki Allah'a karşı ancak gerçek olanı söyleyeceklerine dair onlardan o kitabın hükmünce söz alınmamış mıydı ve kitapta olanları okuyup dururlar da. Halbuki ahiret yurdu, sakınanlara daha hayırlıdır, hala mı aklınız ermiyor?
170
Cüz: 9 Sayfa: 171
Kitaba sarılıp namaz kılanlara gelince: Biz, iyiliğe çalışanların mükafatını zayi etmeyiz.
171
Cüz: 9 Sayfa: 172
Hani biz, dağı adeta bir gölgelik gibi çekmiş, üstlerine doğru yüceltmiştik de nerdeyse üstlerine düşecek sanmışlardı. Size verdiğimiz kitabı kuvvetle, azimle tutun, içinde ne varsa hatırlayıp ona göre hareket edin de sakınanlardan olun demiştik.
172
Cüz: 9 Sayfa: 172
Hani Rabbin Âdemoğullarının sırtlarından zürriyetlerini izhar etmişti de kendilerini kendilerine tanık tutarak ben, Rabbiniz değil miyim demişti; onlar da evet, tanığız, Rabbimizsin demişlerdi. Bu da kıyamet günü bizim bundan haberimiz yoktu dememeniz.

Bilginler arasında bu ızhar edip tanık tutma keyfiyeti hakkında aykırılıklar vardır. Bâzılarına göre Tanrı, Âdem Peygamberin soyunu, onun sulbünden, zerreler halinde çıkarmış, onları kendisine gösterip yalnız bana tapmaları ve şirk koşmamaları için ahid alacağım dedikten sonra zerrelere, ben sizin Rabbiniz değil miyim demiş, onlar da evet, tanığız, gerçekten de Rabbimizsin demişler, bu ahde melekleri de tanık tutmuştur.Tanrı, o zerrelere anlayış ve akıl vermiş, Tanrının hitabını duyup anlamışlar, sonra tekrar onları Adem'in sulbüne reddetmiştir. Sonradan herkes, vakti gelince dünyaya gelir. Müslüman olan, yaratılışa uymuş demektir, kafir olansa yaratılışı bozmuş, değiştirmiştir. Müfessirler, bu hususta birçok sözler söylemişler, hatta ayeti tevil edenler de bulunmuştur. Bazıları ise Tanrı, Adem'in demedi, Ademoğullarının dedi, sırtından demedi, sırtlarından dedi, zürriyetini demedi, zürriyetlerini dedi, sonra da "Bizim bundan haberimiz yoktur dememeniz, yahut da ancak atalarımız şirk koştu önce ve biz, onlardan sonra gelmiş bir soyuz; bizi de o boş ve asılsız işlerde bulunanların amelleri yüzünden helak mi edeceksin gibi bir söz söylememeniz içindi" buyurmuştur. Aynı zamanda ahdalmak, unutturmak için olamaz demişlerdir. Bunlarca Allah, Ademoğullarını, babalarının bellerinden, analarının rahimlerine ihraç etmiş, sonra onları dünyaya getirmiş, onlara yaratışının eserlerini, varlığının delillerini göstermiş, adeta kendilerini kendilerine tanık tutarak rabbiniz değil miyim demiştir; bu da kıyamet günü özür getirmemeleri içindir (Mecma, 1, 461). Sufilerin de bu hususta çeşitli sözleri vardır. Onlarca Ademoğulları, akla mensup babalarındayken, yani akıllar alemindeyken, Tanrı, kendilerine nurani hüviyetlerini göstermiş, onlar, misal aleminde Tanrıyı tasdik etmişlerdir. Yahut her zerrenin meleküti bir dili vardır, her varlık, mazhariyetine uymakla kendisini yetiştirip, istidadına göre geliştiren rabbini her an tasdik edip durur (Molla Muhsin Feyz: Tefsir-Safi, s. 174).

 
173
Cüz: 9 Sayfa: 172
Yahut da ancak atalarımız şirk koştu önce ve biz onlardan sonra gelmiş bir soyuz; bizi de o boş ve asılsız işlerde bulunanların amelleri yüzünden helak mı edeceksin gibi bir söz söylememeniz içindi.
174
Cüz: 9 Sayfa: 172
Belki doğru yola dönersiniz diye ayetlerimizi işte böyle açıklamadayız.
175
Cüz: 9 Sayfa: 172
Oku onlara kendisine delillerimizi ihsan ettiğimiz halde bilebile onları inkar edip, onların hükmünden sıyrılıp Şeytan'a uyan ve helak olana ait kıssayı.
176
Cüz: 9 Sayfa: 172
Dileseydik onu, delillerimizle yüceltirdik, fakat o, yeryüzüne sarıldı ve kendi isteğine uydu. O tıpkı köpeğe benzer; üstüne varıp kovsan da dilini çıkarıp solur, kendi haline bıraksan da dilini çıkarıp solur. İşte bu hal, delillerimizi yalanlayan topluluğun haline benzer; sen geçmişlerin hallerini anlat onlara da belki iyice bir düşünürler.
177
Cüz: 9 Sayfa: 172
Ne de çirkin bir örnektir delillerimizi yalanlayıp kendilerine zulmedenlerin hali.
178
Cüz: 9 Sayfa: 172
Allah, kimi doğru yola sevkettiyse odur doğru yolu bulan ve kimi yoldan çıkarırsa o ve onun gibilerdir ziyana uğrayanlar.
179
Cüz: 9 Sayfa: 173
Andolsun ki biz, cinlerin ve insanların çoğunu cehennem için yarattık; onların kalpleri vardır; düşünmezler onunla; gözleri vardır, görmezler o gözlerle; kulakları vardır, duymazlar o kulaklarla. Onlar dört ayaklı hayvanlara benzerler, hatta daha da sapıktır onlar. Onlardır gaflette kalanların ta kendileri.
180
Cüz: 9 Sayfa: 173
Güzel adlar, Allah'ındır, o adlarla dua edin ona ve onun adlarını başka anlamlara çekenleri, o adları başkalarına verenleri, onu, ona layık olmayan adlarla çağıranları bırakın, onlar, yaptıklarının cezasını görecekler.
181
Cüz: 9 Sayfa: 173
Yarattıklarımızdan bir topluluk var ki halkı gerçeğe irşad eder ve gerçek olarak adaletle muamelede bulunur.
182
Cüz: 9 Sayfa: 173
Delillerimizi yalanlayanlara gelince: Biz onları yavaşyavaş hiç anlamayacakları noktalardan helake yaklaştırırdururuz.
183
Cüz: 9 Sayfa: 173
Ve ben onlara mühlet veririm, şüphe yok ki azabım pek şiddetlidir.
184
Cüz: 9 Sayfa: 173
Düşünmezler mi ki kendileriyle konuşanda delilikten eser bile yok; o ancak apaçık korkulu bir haber veren.
185
Cüz: 9 Sayfa: 173
Bakmazlar mı göklerdeki ve yeryüzündeki saltanat ve tedbire ve Allah'ın yarattığı şeylerden herhangi birine ve ölüm çağlarının gelip çatmakta olduğuna? Bu sözden sonra da hangi söze inanırlar artık?
186
Cüz: 9 Sayfa: 173
Allah kimi yoldan çıkarırsa artık yoktur onu doğru yola sevkedecek ve onları can gözleri kör olarak şaşkınlıklarında bırakır gider.
187
Cüz: 9 Sayfa: 173
Senden kıyametin ne vakit kopacağını sorarlar. De ki: Onu ancak Rabbim bilir. Vakti geldi mi onu ancak o izhar eder; göklere de ağır basmıştır, yeryüzüne de ve size ancak ansızın gelip çatar. Biliyormuşsun da gizliyorsun gibi sana soruyorlar, de ki: Onu ancak Allah bilir, fakat insanların çoğu anlamaz bunu.
188
Cüz: 9 Sayfa: 174
De ki: Allah'ın dilediğinden başka kendime ne bir fayda vermeye gücüm yeter, ne bir zarardan kaçınmaya. Gaibi bilseydim daha fazla hayır elde etmek isterdim ve bana bir kötülük gelmezdi. Fakat ben ancak inanan topluluğu korkutan ve müjdeleyen biriyim.
189
Cüz: 9 Sayfa: 174
Öyle bir mabuttur ki sizi tek bir kişiden yarattı, ülfet ve ünsiyet etmesi için ondan da eşini halketti. Derken erkek eşine yaklaşınca eşi, hafif bir yük taşımıya ve onunla gidip gelmeye başladı. O yük ağırlaşınca ikisi de, bize azası tam ve iyi birevlat verirsen şüphe yok ki biz de şükredenlerden oluruz diye Rablerine dua ettiler.
190
Cüz: 9 Sayfa: 174
Onlara azası tam ve düzgün bir evlat verince de o yüzden şirk koştular. Oysa onların şirk koştuklarından tamamıyla münezzehtir.
191
Cüz: 9 Sayfa: 174
Hiçbir şeyi yaratamayan bir varlığı ona eş mi tutuyorlar, halbuki kendileri yaratılmıştır.
192
Cüz: 9 Sayfa: 174
Onlara yardım etmeye güçleri yetmeyen ve kendilerine de yardım etmeye muktedir olmayan şeyleri eş mi sayıyorlar ona.
193
Cüz: 9 Sayfa: 174
Onları doğru yola çağırırsanız size uymazlar. İster çağırın onları, ister susun, sizce ikisi de bir.
194
Cüz: 9 Sayfa: 174
Allah'tan başka çağırdıklarınızın hepsi de sizin gibi kuldur. Sözünüz gerçekse çağırın da cevap versinler size.
195
Cüz: 9 Sayfa: 174
Ayakları mı var ki yürüsünler, yahut elleri mi var ki tutsunlar, yoksa gözleri mi var ki görsünler, yahut da kulakları mı var ki duysunlar? De ki: Çağırın Tanrıya eş sandıklarınızı da sonra hep beraber bana düzen kurun, göz bile açtırmayın bakalım.
196
Cüz: 9 Sayfa: 175
Çünkü şüphe yok ki benim yardımcım, kitabı indiren Allah'tır ve o, bütün temiz ve iyi kişilere yardım eder.
197
Cüz: 9 Sayfa: 175
Ondan başka bütün taptıklarınızın ne size yardıma güçleri vardır, ne kendilerine yardıma.
198
Cüz: 9 Sayfa: 175
Onları doğru yola çağırırsan dinlemezler ve görürsün ki sana bakıyorlar, fakat baktıkları halde görmezler.
199
Cüz: 9 Sayfa: 175
Özrü kabul edip suçları bağışla, iyiliği emret ve bilgisizlerden yüz çevir.
200
Cüz: 9 Sayfa: 175
Şeytan seni buna aykırı bir yola meylettirmeye kalkışırsa Allah'a sığın, şüphe yok ki o, her şeyi duyar ve bilir.
201
Cüz: 9 Sayfa: 175
Tanrıdan çekinenler, Şeytan'ın bir vesvesesine uğradılar mı düşünürler, bir de bakarsın ki doğru yolu görmüşler bile.
202
Cüz: 9 Sayfa: 175
Müşriklerin kardeşleri olan Şeytanlar, müşrikleri azgınlığa sürerler, sonra da onları azdırmaktan hiç geri kalmazlar.
203
Cüz: 9 Sayfa: 175
Onlara bir ayet gelmeyince kendinden düzüp koşsaydın derler. De ki: Ben ancak Rabbim bana neyi vahy ederse ona uyarım. Budur Rabbinizden gelen ve can gözlerinizi açacak olan aşikar deliller ve inanan topluluğa doğru yolu gösteren vasıta ve rahmet.
204
Cüz: 9 Sayfa: 175
Kur'an okununca dinleyin ve susun da rahmete erin.
205
Cüz: 9 Sayfa: 175
Sabah ve akşam çağları, yalvarıp yakararak ve ondan korkarak, fakat fazla bağırmamak şartıyla ve içinden gelerek an Rabbini ve gaflet edenlerden olma.
206
Cüz: 9 Sayfa: 175
Şüphe yok ki Rabbinin katında bulunanlar, ona kulluk etmekten çekinmezler ve onu noksan sıfatlardan tenzih ederler ve yalnız ona secde ederler. ۩

Meleklerdir.