Ey elbisesiyle başını örten.
Hz. Muhammed (s.a.a)'e, ilk olarak 87. sûrenin ilk âyetleri vahyedilmiş, ondan sonra üç yıl vahiy kesilmiştir. Bir gün gökten bir ses duymuş, başını kaldırıp bakınca Hıra dağında, üç yıl önce kendisine gelen meleğin yerle gök arasında bir kürsüde oturduğunu görüp korkarak evine dönmüş, beni örtün, beni örtün demiş, örtülüp bürününce bu sûre vahyedilmiştir (al-Tecrid, 1. Babu keyfe kane bed'ül-vahyi ila Rasûlillahi sallallahu aleyhi ve sellem, 5-6).
|
Ve elbiseni temizle.
"Elbiseni temizle" den murat, özünü temizle, arıt demektir diyenler de vardır.
|
Ve birşeyi, daha fazlasını elde etmek için ve başa kakarak verme.
Ve Rabbine dayan, sabret.
O boru, çalınınca.
Borudan maksat Sûr'dur.
|
Artık o gündür pek güç bir gün.
Kafirlere kolay değildir.
Bırak beni ve yarattığımı yapayalnız.
O yarattığımı ki yarattım ve ona hayliden hayli mal verdim.
Müslümanlığın en çetin düşmanlarından biri olan Mugıyra oğlu Velid hakkındadır. Pek zengindi. On üç ve bir rivâyete göre yedi oğlu vardı. Bunlardan Halid, Hişâm, Ammâre Müslüman oldular.
|
Gözlerinin önünde duran oğullar verdim.
Ve onun geçimini yaydım da yaydım.
Sonra da daha fazlalaştırmamı umar.
Hayır, mümkün değil; şüphe yok o, delillerimize karşı adamakıllı inada girişti.
Ben de onu, rahat ve huzur yüzü görmeyeceği bir azaba uğratacağım.
Şüphe yok ki o, iyice bir düşündü de kendince ölçtübiçti.
Geberesice nasıl da ölçtübiçti.
Sonra gene de geberesice, nasıl da ölçütübiçti.
Sonra kaşını çattı, suratını astı,
sonra ardını döndü ve ululanmaya kalkıştı.
Derken bu, ancak dedi, eskiden beri söylenegelen bir büyü.
Onu yakıcı cehenneme atarım.
Ve bilir misin, nedir yakıcı cehennem?
Yakar bitirir de gene bırakmaz.
Derileri tamamıyla yakar kavurur.
On dokuz memuru vardır.
Mâlik'le berâber. On dokuz cins, on dokuz saf da diyenler de vardır. Güçlü kuvvetli bir adam olan Kilde oğlu Üseyyid, ben onların on yedisine yeterim, ikisiyle siz başa çıkın demişti. Buna göre cins ve saf diyenler tevilde bulunmuşlardır.
|
Ve biz, cehennem memurlarını, meleklerden tayin ettik ve kendilerine kitap verilenlerin iyideniyiye anlayıp inanmaları için ve inananların inancını arttırsın ve kendilerine kitap verilenlerle inananlar, şüpheye düşmesinler ve gönüllerinde hastalık olanlar ve kafirlerse, Allah bununla, bu örnekle neyi kastediyor ki desinler diye sayılarını on dokuz olarak taktir ettik. İşte böylece Allah, bildiğini saptırır ve dilediğini doğru yola sokar ve Rabbinin ordusu ne kadardır, ancak Allah bilir ve bu, insanlara bir öğüttür ancak.
Hayır, gerçekten de andolsun aya.
Ve andolsun çekilip giderken geceye.
Ve ışıklanıp doğarken güne.
Cehennem, şüphe yok ki pek büyük mahluklardan biridir.
Sizden, ileri geçip itaat edenleri ve geri kalıp isyana dalanları.
Herkes, kazancına bağlıdır.
Ancak sağ taraf ehli başka.
Cennetlerdedir onlar, soralar, konuşurlar.
Nedir derler cehenneme sokan sizi?
Derler ki: Namaz kılmazdık.
Ve boş laflarla azgınlığa dalanlarla biz de dalardık.
Ve ceza gününü yalanlardık.
Bize ölüm gelip çatıncaya dek.
Derken şefaatçilerin şefaati fayda vermez onlara.
Derken ne oluyor onlara ki öğütten, Kur'an'dan yüz çevirmedeler, kaçmadalar.
Sanki yabani eşeklerdir onlar da.
Hayır, onların herbiri, ister ki apaçık sahifeler verilsin onlara.
Hayır, öyle değil, onlar, ahiretten korkmazlar.
Gerçekten de Kur'an, bir öğüttür.
Artık dileyen, öğüt alır onunla.
Ve Allah'ın dilediğinden başkası öğüt alamaz; odur çekinilmeye değer ve yarlıgayıp suçları örter.