Yüzünü ekşitti ve döndürdü.
Hz. Muhammed (s.a.a), Rabia oğlu Utbe, Ebu-Cehl, Abbas ve Ümeyye'yle oturup konuşur, onları dine davet ederken gözleri görmeyen Ümmü Mektum oğlu Abdullah gelmiş, ya Resulullah, Tanrının sana öğrettiğinden bir kısmını bana öğret demiş ve bu sözü birkaç kere tekrarlamıştı. Hz. Peygamber, sözünün kesilmesi yüzünden sıkılmış, yüzünü ekşitmiş ve çevirmişti. Bu ayetler, bunun üzerine vahyedildi ve Ümmü Mektum geldikçe, merhaba ey yüzünden rabbimin azarına uğradığım diye iltifat ederdi. Onu, iki kere, Medine'de halife olarak bırakmıştı. Bunu, Hz. Peygamberin şanına layık görmeyip yanındakilerden birisi yüzünü ekşitti, ayetler onu anlatmadadır diyenler de olmuştur.
|
Belki o, arınacaktır, ne bilirsin?
Yahut da öğüt alacaktır da ondan faydalanacaktır.
Fakat ihtiyacı olmayana gelince.
Artık sen onun üstüne düştükçe düşüyorsun.
Ve fakat sana koşup gelen.
Sen ondan gaflet ediyor, ona aldırış bile etmiyorsun.
Öyle değil, şüphe yok ki Kur'an, ancak bir öğüttür.
Dileyen dinler, öğüt alır.
Büyük, şerefli sayfalardadır.
Kur’ân. Sahîfeler, Levh-i Mahfuz, yahut doğrudan doğruya Kur’ân yazılan derilerdir. Yazıcıları; melekler, hafızlar, vahyi yazanlar diye anlıyanlar vardır.
|
Yüceltilmiştir, arıtılmıştır.
Büyüklerdir, hayırlı ve itaatlilerdir.
Geberesice insan, ne de kafirdir.
Bir katre sudan; yaratmıştır onu da halden hale döndürmüştür.
Sonra ona yolu kolaylatmıştır da dünyaya getirmiştir.
Sonra öldürmüştür onu da kabre sokmuştur.
Sonra da dilerse diriltir onu.
Gerçekten de insan, onun emrini tam yerine getirmedi gitti.
Artık insan, yediğine de bir baksın.
Şüphe yok ki biz, bir yağmurdur, yağdırdık.
Sonra yeryüzünü bir iyice yardık.
Derken orada tohumlar bitirdik.
Ve çeşitli büyük ağaçları bulunan bahçeler.
Sizin ve hayvanlarınızın faydası için.
Derken adeta kulakları sağır eden o bağırış gelip çattı mı.
O gün, bir gündür ki kişi kaçar kardeşinden.
Ve anasından ve babasından.
Ve eşinden ve çocuğundan.
Ve onların herbirinin bir derdi var ki başkalarına bakmaya vakti bile yok.
Nice yüzler o gün parılparıl parlar.
Ve nice yüzler o gün tozlarla bulanır.
Üstlerine bir karalıktır çöker.
İşte onlardır kafirler, suçlular.