"Ahlakiliğin ön şartı özgürlüktür. Eğer zorla uyuyorsan bir kurala, senin dışında bir neden seni uyduruyorsa, kural önceden verilmişse, senin içinde yer etmemişse bu kuralı sen koymuyorsan ahlaki bir varlık değilsin."
İslâm, insanlara ahlaklı ve ahlaksız davranışları Allah’ın koyduğu sınırlar çerçevesinde öğretir ve inanç, ahlakın temel motivasyonu olarak öne çıkar. İnsanlar ahlak kurallarına sadece zorunluluktan değil, doğru olduklarına inanarak uyar ve Cennet-Cehennem motivasyonu bu inançla anlam kazanır. Beşeri ahlak da benzer şekilde, doğru olduğuna inanılan kurallar ve toplum normlarıyla motive edilir, ancak Yaratıcı inancı olmadan bağlayıcı bir temele sahip olamaz. Düşünürler ve araştırmalar, ahlakın evrensel ve kalıcı olabilmesi için ilahi bir kaynağın veya inancın gerekli olduğunu gösterir. Ateistlerin sahip olduğu ahlaki değerler ise genellikle bireysel çıkarlar, toplumsal etkiler ve alışkanlıklara dayanır, fakat sağlam bir temele sahip değildir.
İddia, ahlaklı bir davranışın zorla yaptırıldığında kişiyi ahlaklı yapmadığını öne sürüyor. Bir insan, öyle inanmadığı halde, çıkarları veya korkuları nedeniyle ahlaklı gibi davranıyorsa bu onu ahlaklı yapmaz. İddia bu yönüyle doğrudur. Ancak bu iddia üzerinden "İnanan insanlar, Cehennem'den ve yanmaktan korktuğu için ahlaklı gibi davranır." çıkarımına varıp inananları ahlaksız ilan etmek hatalıdır.
İslâm'ın Ahlak Öğretisi
İslâm, insanlara hangi davranışların ahlaklı, hangi davranışların ahlaksız olduğunu öğretir ve bu ölçülerin Allah’ın koyduğu sınırlar çerçevesinde olduğunu bildirir. Bu nedenle, İslâm’ın çizdiği ahlak kurallarına uyan kişi, bu kuralları yalnızca zorunluluktan değil, aynı zamanda doğru ve yerinde olduklarına inanarak uygular. Yani kişi, inandığı değerleri hayatına taşımaya çalışır. Cehennem’den korkmak ve Cennet’e ulaşma arzusu, insanı ahlaki davranışlar sergilemeye motive eden önemli etkenlerdir; ancak ahlakın özü, iman ve inançla şekillenir. İman etmeyen bir kişi, ne kadar ödül veya ceza vaat edilirse edilsin, bu motivasyonlar tek başına onu gerçek anlamda ahlaklı kılmaz.
Sonuç olarak: Ahlakın temel motivasyonu inançtır. Ahlaklı/ahlaksız davranışın sonucu olan Cennet veya Cehennem inançtan sonra gelir.
Beşeri Ahlak Öğretileri
Bu durum, herhangi bir dine inanmayan ama farklı öğretiler sonucu edindiği ahlak kurallarını uygulayanlar için de benzerdir. Öncelikle bu kuralların doğru olduğuna inanırlar. Bu kuralları uygulamadıkları takdirde kınanma, yanlış yapmanın verdiği sıkıntı, toplum tarafından dışlanma gibi korkular taşır ve uygulayınca doğru olanı yapmanın verdiği tatmin, kabul edilme gibi mükafatlarla motive olurlar.
Ahlak ile İlgili En Önemli Sorun
Ahlak'ın temellendirilebilmesi için bir Yaratıcı kabul edilmek zorundadır. Evrenin tesadüfen meydana geldiğine inanmak ahlâkın; insanın varoluşu gibi amaçsız ve tesadüfen meydana gelen, soyut ve değişken/tutarsız bir kavrama indirgenmesine sebep olur. Böyle bir ahlakın da bağlayıcılığı yoktur. Bu gerçeğin farkına varan birçok düşünür ve bilimsel araştırmalar da Ahlak'ın temellendirilebilmesi için Yaratıcı'nın varlığına inanmanın zorunlu olduğunu vurgular:
- Immanuel Kant, ahlakın özünü “ödev” anlayışıyla açıklar ve ahlakın evrensel bağlayıcılığı için rasyonel bir düzen ve Tanrı fikrine ihtiyaç olduğunu belirtir. Ona göre, Tanrı ve ölümsüz ruh fikri, ahlaki yükümlülüklerin ciddiyetini güvenceye alır.
- C.S. Lewis, “Mere Christianity” kitabında, insanların doğuştan sahip olduğu ahlaki sezgilerin (Doğru-Yanlış bilinci) Yaratıcı bir Kaynak ile açıklanabileceğini vurgular. Ahlakın, tesadüfi evrimsel süreçlerden yalnızca çıkamayacağını savunur.
- Modern araştırmalar da gösteriyor ki, toplumlarda ahlaki normların kalıcı ve bağlayıcı olması için temel bir inanç sistemi veya ilahi otorite algısı, bireyler üzerinde güçlü bir etki oluşturuyor (örn. Haidt, The Righteous Mind, 2012).
Dolayısıyla ahlakın gerçekten bağlayıcı olabilmesi için, insanın kendi iradesiyle seçtiği değerlerin Yaratıcı ile ilişkilendirilmesi gerekir.
Ateistler'in Ahlaki Değerleri
Ateistlerin de büyük çoğunluğu (doğru veya yanlış) ahlaki değerler geliştirir. Bir kısmı da çıkarlarını korumak için ahlâki değerlere sahipmiş gibi davranır. Ateistlerin ahlaki değerlerinin temeli genellikle:
- Bireysel menfaatleri,
- İçinde bulundukları toplumların değerleri,
- Etkilendikleri kişilerin/eserlerin öğretilerinin bir karışımıdır.
Örneğin; Çin'de yaşayan bir ateist, çorba yapmak için bir köpekbalığının yüzgecini kesip hayvanı canlı ve çaresiz şekilde öylece denizde bırakmayı ahlâki görürken, Japonya'da yaşayan öyle görmeyebilir. Biri devlet düzenini korumak için kadın ve çocukları öldürmeyi meşru ve ahlâki görürken diğeri görmeyebilir.
Ancak bu ahlaki değerlerin bir temeli ve kalıcılığı yoktur. Sadece geliştirilen beşeri inançlar (Komünizm, Sekülerizm gibi),duygular, korkular veya alışkanlıklar nedeniyle uygulanırlar.
Bu şekilde oluşturulan ahlaki değer yargılarını sahiplenen ve içselleştirenler, Ateizm'in felsefesini anlayamamıştır. Ateizm'i, Semavi dinlere karşı duran ve mutlak doğru olan beşeri öğretiler/kültürler(Türk'ün töresi, Kürt'ün geleneği, Arap'ın milliyetçiliği, Lider kültü vs.) olarak algılamaktadır.