"Tanrı'nın Akıllı(!) Tasarımı"
Canlılardaki biyolojik anormallikler, aslında yaratılışın ideal hali değil; hastalık, bozulma veya sapma olarak ortaya çıkan durumlardır. Bu kusurlar, “her şey zıttıyla bilinir” ilkesi gereği, sağlık ve düzenin değerini anlamamıza yardımcı olur. Bu tür kusurlar, yaratılışın bozukluğunu değil, düzenden sapmayı ifade eder. Benzer şekilde psikolojik ve manevi sapmalar da insanın fıtratından uzaklaşmasıdır ve özgür iradenin anlam kazanması için bu imkanların varlığına izin verilmiştir.
Canlılarda gözlemlenen bazı anormallikler—örneğin bir hayvanın boynuzunun aşırı uzayıp kendisine zarar vermesi—aslında o canlının fıtrî (yaratılıştaki) hali değildir. Bu tür durumlar bir hastalık, bir bozulma ya da genetik/çevresel sapma olarak değerlendirilir. Yani burada gördüğümüz şey “ideal düzen” değil, o düzenden sapmadır.
Bu noktada şu temel ilke devreye girer: “Her şey zıttıyla bilinir.”
Sağlığın kıymeti hastalıkla, düzenin değeri bozulmayla anlaşılır. Eğer hiçbir kusur olmasaydı, “kusursuzluk” diye bir kavramın da farkına varılamazdı. Dolayısıyla biyolojik kusurlar, aslında bize asıl olması gereken düzenin varlığını gösteren işaretlerdir.
İslamî bakış açısında bu durum bir çelişki oluşturmaz. Çünkü dünya, mükemmel bir cennet değil; imtihan alanıdır. Bu imtihanın bir parçası olarak Dünya'da:
- Hastalıklar,
- Genetik bozukluklar,
- Fiziksel kusurlar
gibi durumlara müsaade edilmiştir. Bunlar, yaratılışın özünün kusurlu olduğu anlamına değil; kusurun, asıl düzenin dışına çıkma hali olduğuna işaret eder.
Kusur olmazsa özgür irade de olmaz
Biyolojik kusurlara benzer şekilde, insanın psikolojik ve manevî dünyasında da sapmalar meydana gelebilir. İslam’a göre insanın fıtrî (doğal) hali tevhid üzeredir; yani Allah’ın birliğini kabul etmeye yatkın bir yaratılışa sahiptir. Ancak insan:
- Nefsinin etkisi,
- Çevresel faktörler,
- Yanlış düşünce sistemleri
nedeniyle bu özünden uzaklaşabilir. Şirk, inkâr, ateizm veya ahlaki sapmalar bu bağlamda birer bozulma halidir.
Bu durum, tıpkı sağlıklı bir bedenin hastalanması gibidir. Nasıl ki hastalık bedenin aslı değilse; manevî sapmalar da insanın aslı değildir. Bunlar, fıtrattan uzaklaşmanın sonuçlarıdır.
Burada özgür irade meselesi devreye girer. Eğer:
- Yanlış diye bir şey olmasaydı,
- Kötü seçenekler bulunmasaydı,
insanın iyi olanı bilinçli şekilde tercih etmesi mümkün olmazdı. Dolayısıyla Allah, insanın iradesinin gerçek anlamda ortaya çıkabilmesi için bu tür seçeneklere ve sapma ihtimallerine izin vermiştir.
Bu yüzden kusurların varlığı:
- İmtihanın gereği,
- Doğruyu seçmenin anlam kazanması için gerekli bir zemin
olarak anlaşılır.
Sonuç olarak, ister biyolojik ister psikolojik olsun tüm kusurlar; asıl olan mükemmelliğin, düzenin ve fıtratın anlaşılması için birer karşıt unsur niteliğindedir. Bu çerçevede İslam öğretisi ile gözlemlenen kusurlar arasında bir çelişki değil, aksine anlamlı bir bütünlük vardır.