"Allah, bir yanda Arap çocuklarını zenginlikle sınarken, diğer yanda Afrikalı çocukları açlıkla sınıyor. Sessiz olun… Çocukların sınavı var. Dikkatleri dağılmasın. "
Bu iddia, İslâm’ın imtihan anlayışını eksik yorumlamaktan kaynaklanır; çünkü imtihan buluğ çağıyla başlar ve çocuklar sorumlu değildir. Kur’an’a göre insan yeryüzünde halife kılınmış olup adalet ve kaynakların paylaşımı insanın sorumluluğundadır, açlık ise bu sorumluluğun ihmal edilmesinin sonucudur. Dünyadaki açlık, yaratılan kaynak yetersizliğinden değil; gücünü sekülerizm ve ateizmden alan, israf, sömürü ve çıkar odaklı küresel sistemden kaynaklanır. İslâm ise zekât, sadaka ve israf yasağı gibi ilkelerle adil paylaşımı emrederek sorunun çözümünü insanın ahlâkî sorumluluğunda görür.
Bu iddia ilk bakışta “adaletsizlik” gibi görünse de, hem İslâm’ın insan anlayışını hem de dünyadaki gerçek düzeni eksik okumaktan kaynaklanıyor.
Öncelikle İslâm’a göre imtihan buluğ çağıyla başlar. Yani küçük çocuklar (Afrika’da aç olan da, zengin bir ülkede yaşayan da) dinî anlamda sorumlu değildir. Bu yüzden “Allah çocukları açlıkla veya zenginlikle sınıyor” ifadesi doğru bir çerçeve değildir. Asıl imtihan, o çocukların durumuna şahit olan yetişkinler üzerindedir.
Kur’an’a göre Allah, insanı yeryüzünde halife (sorumlu yönetici, temsilci) kılmıştır. (Bakara 2/30) Yani bu dünya düzenini kurma, adaleti sağlama, nimeti paylaşma görevi doğrudan insana verilmiştir. Açlık, sefalet ve zulüm varsa, bu Allah’ın “eksik yaratması” değil; insanın görevini yerine getirmemesidir.
Bugün Afrika’da ve dünyanın birçok yerinde görülen açlık meselesi de aslında kaynak yetersizliği problemi değildir. Dünya, mevcut haliyle tüm insanlığı doyurabilecek üretime sahiptir. Buna rağmen:
- Gıdalar israf edilir,
- Zengin ülkeler tonlarca ürünü çöpe atar,
- Fakir ülkelerin yeraltı ve yerüstü kaynakları sömürülür,
- Küresel ekonomik sistem güçlü olanın lehine işler.
Burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur:
Dünyada bu düzeni kuran, yöneten ve sömüren güçlerin büyük çoğunluğu seküler, pragmatist sistemlerdir. Bu sistemlerde temel motivasyon:
- kâr,
- güç,
- çıkar maksimizasyonudur.
Ahlâk, merhamet ve hesap bilinci geri plana itildiğinde ortaya çıkan şey tam olarak bugünkü tablodur:
Bir yerde aşırı zenginlik, başka bir yerde açlıktan ölen insanlar.
İslâm’ın getirdiği sistem ise bunun tam tersidir:
- Zekât farzdır (servetin dolaşımı zorunlu kılınır)
- Sadaka teşvik edilir
- İsraf haramdır
- Yetim, fakir ve muhtaç korunur
- “Komşusu açken tok yatan bizden değildir” anlayışı vardır
Yani İslâm’a göre sorun, Allah’ın farklı coğrafyalara farklı nimetler vermesi değil;
insanın bu nimetleri adaletle dağıtmamasıdır.