"Buna göz yuman bir tanrı olsa ne olur olmasa ne olur Olsa da saygı duymam."
Açlık ve acı üzerinden Allah'ı suçlamak, sorumluluğu yanlış yere yüklemektir; çünkü sorun ilahi düzende değil, insanın bu düzeni bozmasındadır. Dünya aslında herkese yetecek kaynaklara sahiptir ancak özellikle Afrika, laik devletlerin sömürgecilik ve kölelik faaliyetleri nedeniyle sistematik olarak zayıflatılmıştır. Günümüzdeki eşitsizlikler, merhamet ve adalet yerine çıkar ve güç odaklı seküler düzenlerin sonucudur. Kur’an ise paylaşmayı zorunlu kılar ve açlığın sebebinin kader değil, insanın adaletsizliği ve sorumluluğunu terk etmesi olduğunu vurgular.
Bugün açlıktan, soğuktan acı çeken çocukların görüntüleri üzerinden “Buna göz yuman bir Tanrı olsa ne olur olmasa ne olur” demek, sorumluluğu yanlış yere yüklemektir. Çünkü problem, Allah’ın yarattığı düzende değil; insanın bu düzeni bozmasındadır.
Yeryüzü, tüm insanlığa yetecek nimetlerle yaratılmıştır. Ancak özellikle Afrika kıtası, tarih boyunca köle ticareti, sömürgecilik ve sistematik kaynak sömürüsüyle zayıflatılmıştır. Milyonlarca insan zorla yerinden edilmiş, emekleri sömürülmüş ve doğal zenginlikleri başka coğrafyalara aktarılmıştır.
Bugün içinde yaşadığımız bu zalim düzen; ilahi adalet anlayışına değil, çıkar, güç ve seküler sistemlerin kurduğu dengesiz yapılara dayanmaktadır. Merhamet ve hesap bilincinden uzak bu anlayış, dünyadaki eşitsizliğin temel sebeplerinden biridir.
Oysa Kur’an-ı Kerim, insanlara tamamen farklı bir yol gösterir: Paylaşmayı, yardımlaşmayı ve muhtaç olanı gözetmeyi bir tercih değil, bir zorunluluk olarak emreder:
- “Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça iyiliğe asla ulaşamazsınız.” (Âl-i İmrân 3:92)
- “Onların mallarında, muhtaç ve yoksullar için bir hak vardır.” (Zâriyât 51:19)
- “Yoksula, yetime ve esire, seve seve yemek yedirirler.” (İnsan 76:8)
- “Yetimi itip kakıyor, yoksulu doyurmaya teşvik etmiyor.” (Maûn 107:2-3)
Bu ayetler açıkça gösteriyor ki; açlık ve yoksulluk bir “kader” değil, çoğu zaman insanların paylaşmamasının ve adaletsizliğinin sonucudur. Yani bir çocuk üşüyorsa ve açsa, bu durum Allah’ın zulmü değil; insanın halifelik görevini terk etmesidir.
Sonuç olarak mesele, Tanrı’nın varlığı değil; insanın sorumluluğudur. İnsan halife olduğunu unuttuğunda zulüm ortaya çıkar. Ama insan, Allah’ın koyduğu ölçülere göre yaşarsa, yeryüzünde ne açlık bu kadar yaygın olur ne de böyle acı manzaralar ortaya çıkar.