"inanmak bir zaaftır."
İnsan inanan bir varlıktır; semavi dine inanmayan kişiler de, değerler ve doğrular hakkında bazı kabullere inanır. Demokrasi, komünizm, anarşizm gibi ideolojiler de aslında birer inanç ve yaşam biçimidir. Aynı şekilde “iyi” ve “kötü”, “doğru” ve “yanlış” dediğimiz kavramlar da boşlukta oluşmaz. Bunlar ya semavi bir kaynağa dayanır ya da insanın zan üzere (Furkan,43 ; Enam,116) oluşturduğu inanç sistemlerinden çıkar.
“İnanmak bir zaaftır” demek, insanın doğasını biraz ıskalayan bir yaklaşımdır.
İnsan zaten “inanan” bir varlık. Sadece mesele neye inandığıdır. Semavi bir dine inanmayan kişiler de; hayata, değerlere, ahlâka, doğru-yanlış anlayışına dair bir şeylere inanır. Tamamen “inançsız” bir insan modeli pratikte yoktur. Çünkü insan karar alırken, yaşarken, anlam üretirken mutlaka bir kabule dayanır.
Bugün demokrasi, komünizm, anarşizm gibi ideolojilere baktığımızda, bunların sadece siyasi sistemler değil aynı zamanda birer yaşam biçimi ve inanç çerçevesi olduğunu görürüz. Her biri insanın nasıl yaşaması gerektiğine, toplumun nasıl düzenlenmesi gerektiğine dair kabuller içerir. Bu kabuller de aslında birer “inançtır”.
Aynı şekilde “iyi” ve “kötü”, “doğru” ve “yanlış” dediğimiz kavramlar da boşlukta oluşmaz. Bunlar ya semavi bir kaynağa dayanır ya da insanın zan üzere (Furkan,43; Enam,116) oluşturduğu inanç sistemlerinden çıkar. Ama her iki durumda da ortada bir inanç zemini vardır.
Nitekim filozof William James’in şu sözü de bunu güzel özetler: “İnanç, doğruluğu kesin olarak kanıtlanamayan ama yaşamak için gerekli olan bir tercihtir.”
Tarih, beşerî ideolojilere sorgusuz inanan insanların nasıl ağır bedeller ödediğine dair örneklerle doludur: Sovyetler Birliği’nde komünizm adına kurulan sistem milyonlarca insanın sürgün edilmesine ve hayatını kaybetmesine yol açtı; Nazi Almanyası’nda ırkçı ideolojiye duyulan kör inanç büyük bir soykırımı doğurdu; Mao döneminde Çin’de uygulanan politikalar milyonlarca insanın açlıktan ölmesiyle sonuçlandı. Demokrasiyle yönetilen ülkelerde bile bu durumdan tamamen muaf olunmadı; örneğin Filipinler’de Ferdinand Marcos, seçimle iktidara gelip yıllarca yolsuzluk ve kamu kaynaklarını zimmete geçirme suçlamalarıyla anıldı ve ülkesini büyük bir ekonomik krize sürükledi.
Dolayısıyla mesele inanmak değil; neye, neden ve hangi temele dayanarak inandığımızdır. İnanmak zaaftan ziyade, insan olmanın kaçınılmaz bir parçasıdır.