"“Sen bebekken inanç zerk ettiler. Beş yaşında birçok inanç aldın. Sekiz yaşında iş bitti. Bu nedenle dindar, Tanrı üzerine düşünemez. Çünkü her şey ona bedava verildi. Neden düşünüp bedel ödesin? Düşünmek, bedel ödemektir.”"
Kur’an-ı Kerim, insanı körü körüne inanmaya değil sürekli düşünmeye ve akletmeye çağırır; bu yüzden “dindar düşünemez” iddiası İslâm’a uygun değildir. Ayrıca sadece dinî değil, seküler eğitim sistemlerinde de demokrasi, laiklik ve bazı idoller çoğu zaman sorgulanmadan bir inanç gibi benimsetilir.
İslâm açısından bakarsak, Kur’an-ı Kerim insanı körü körüne inanmaya değil, sürekli düşünmeye çağırır. “Aklınızı kullanmaz mısınız?”, “Hiç düşünmez misiniz?”, “Göklerde ve yerde olanlara bakmazlar mı?” gibi ayetler defalarca tekrar edilir. Yani İslâm’da iman, sorgulamadan alınmış bir “paket bilgi” değil; tefekkür, akletme ve delil arama üzerine kurulu bir süreçtir. Tarihte âlimlerin, felsefecilerin ve müfessirlerin yaptığı tartışmalar da bunun açık göstergesidir. Eğer “dindar düşünemez” olsaydı, bu kadar derin bir ilmî miras ortaya çıkmazdı.
Diğer taraftan, “çocukken verilen inanç düşünmeyi bitirir” iddiası sadece din için söyleniyorsa eksiktir. Çünkü aynı durum seküler sistemler için de geçerlidir. Bugün seküler eğitim sistemlerinde çocuklara daha küçük yaşlardan itibaren demokrasi, laiklik, belirli kavramlar sorgulanamaz gibi benimsetilir; hatta bazı tarihî figürler ve modern rol modeller birer “idol” hâline getirilir. Bu kavramlar çoğu zaman sorgulanmadan, tartışılmadan, adeta doğal ve tartışılmaz doğrular gibi benimsetilir. Sonuçta geniş kitleler bu değerleri gerçekten derinlemesine düşünerek değil, hazır şekilde alarak kabul eder.
İslâm üzerine düşünmeyenler, onu ciddiye almayan ve hayatını çoğu zaman heva ve arzularına göre şekillendiren geniş kitlelerdir.