"Tek tanrıcıya sorsanız tek tanrılı dinden önce sanki insanlar lağım içinde yaşıyormuş gibi anlatır. Oysa tarihte ortaya çıkan ilk medeniyetlerin hepsi çok tanrıcı. Madem çok tanrıdan tek tanrıya geçiş ilerleme, o zaman tek tanrıdan ateizme geçmek de ilerleme olur."
“İlk medeniyetlerin hepsi çok tanrıcıydı” iddiası kesin bir tarihsel bilgi değil, çünkü insanlık tarihinin büyük kısmı yazı öncesidir ve elimizde yeterli veri yoktur. Ayrıca tarih boyunca tek tanrı inancıyla ortaya çıkan dinlerde bile zamanla toplumların farklı kutsallar, aracılar ve kültler üretmesi sıkça görülmüştür. Bu yüzden dinler tarihini “çok tanrı → tek tanrı → ateizm” şeklinde doğrusal bir ilerleme olarak sunmak bilimsel bir zorunluluk değil, felsefi bir varsayımdır.
Bu iddiada birkaç varsayım gerçek gibi sunuluyor, fakat tarih ve dinler tarihi bu kadar kesin konuşmaya izin vermez.
Öncelikle “ilk medeniyetlerin hepsi çok tanrıcıydı” iddiası kesin bir tarihsel bilgi değildir. İnsanlık tarihinin büyük kısmı yazı öncesi dönemdir ve elimizdeki veriler çok sınırlıdır. Yazılı kaynaklar yaklaşık MÖ 3200 civarında Sümerlerle başlar; bu ise insanlık tarihinin çok küçük bir bölümüdür. Dolayısıyla yazılı kaynaklarda çok tanrılı dinler görülmesi, daha önce tek tanrı inancının hiç var olmadığı anlamına gelmez. Bu nedenle “ilk insanlar çok tanrıcıydı” ifadesi bir tarihsel kesinlik değil, bir yorumdur. Dinler tarihi alanında bazı araştırmacılar da erken toplumlarda “yüksek tanrı” (High God) inancı bulunduğunu göstermiştir. Antropolog Wilhelm Schmidt ve sonraki araştırmalar, birçok ilkel toplumda gök tanrısı veya en yüce yaratıcı fikrinin bulunduğunu ortaya koymuştur.
İkinci olarak, tarih bize dinlerin çoğu zaman bozulma ve dönüşüm geçirdiğini gösterir. Tek tanrı inancı ortaya çıktıktan sonra bile toplumların tekrar çok sayıda kutsal varlık üretmesi oldukça yaygındır. Bunun en açık örneklerinden biri İslam tarihidir. İslam’ın temel öğretisi tevhid (tek ilah inancı) olmasına rağmen tarih boyunca bazı Müslüman topluluklarda aşırı veli kültleri, kutsallaştırılan kişiler veya aracılar ortaya çıkmıştır. Aynı durum Hristiyanlık tarihinde de görülür; başlangıçta tek Tanrı inancına dayanan gelenekte zamanla aziz kültleri, aracılar ve kutsal figürler genişlemiştir. Bu durum dinlerin tarih içinde sosyolojik olarak değişebildiğini gösterir.
Üçüncü olarak, “çok tanrıdan tek tanrıya geçiş ilerleme ise tek tanrıdan ateizme geçiş de ilerlemedir” şeklindeki argüman bir felsefi varsayımdır, tarihsel bir zorunluluk değildir. Tarihsel süreçler doğrusal ilerleme modellerine uymaz. Örneğin bazı toplumlarda politeizmden monoteizme geçiş görülürken, bazı toplumlarda da tek tanrılı inançtan çok sayıda kutsal figürün ortaya çıktığı görülür. Dolayısıyla dinler tarihi tek yönlü bir evrim çizgisi sunmaz.
Özetle:
- İnsanlık tarihinin büyük kısmını bilmiyoruz; “ilk insanlar çok tanrıcıydı” iddiası kesin bilgi değil yorumdur.
- Tarih, tek tanrı inancının da zamanla toplumlar içinde farklı şekillerde bozulabildiğini veya çoğullaşabildiğini gösterir.
- Bu nedenle dinlerin tarihini “çok tanrı → tek tanrı → ateizm” şeklinde tek yönlü bir ilerleme modeli olarak görmek bilimsel olarak temellendirilemez.
Kaynaklar
- Karen Armstrong, A History of God
- Mircea Eliade, A History of Religious Ideas
- Wilhelm Schmidt, The Origin of the Idea of God
- Ian Hodder & Scott Hutson, Reading the Past
- Comelli et al., meteoritic iron studies (archaeometallurgy)