Bu içerik yapay zeka destekli olarak oluşturulmuştur. Bilgiler doğrulama amacıyla sunulmakta olup, her zaman orijinal kaynaklardan teyit edilmesi tavsiye edilir.
25 Mar 2026
EKRAN GÖRÜNTÜSÜ Screenshot
İDDİA

"Yakup Deniz: “Peygamberin, ‘Allah'tan başka kimse bilemez’ dediği soruları bugün bilim cevaplıyor. Ben şimdi bu kitaba neden inanayım?”"

KISA CEVAP

Ayet ve hadis, her şeyin bilgisinin yalnızca Allah’a ait olduğunu vurgular; insan ne yarını, ne ölümü, ne yağmuru ne de kıyametin zamanını tam olarak bilemez. Gözlem ve alametler sayesinde bazı olaylar tahmin edilebilir, ancak bu gayb bilgisi değildir. Günümüz yöntemleri (ultrason, meteoroloji gibi) bilgi sınırlarını genişletir ama ayetin doğruluğunu etkilemez. Allah, alametleri göstermeden önce her şey gayb bilgisidir; alametler ortaya çıktıktan sonra insanlar gözlemlerle tahmin yürütebilir.

DETAYLI CEVAP

Şüphe yok ki, o saate ait bilgi Allah indindedir; yağmuru O indirir ve rahimlerde olanı O bilir. Hiçbir kimse yarın ne kazanacağını kestiremez ve hangi yerde öleceğini de bilemez. Şüphesiz Allah, her şeyden haberdar olandır, Alîm ve Habîr’dir.

(Lokman Suresi, 34. Ayet)

Bu ayet, şu hadisle açıklanmaktadır:

Abdullah ibn Dînâr, İbn Ömer (radıyallâhu anhümâ)’den rivayet etti ki Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
"Gaybın anahtarları beştir ve onları Allah’tan başkası bilemez. Rahimlerin ne artırıp ne eksilttiğini yalnız Allah bilir. Yarın ne olacağını Allah’tan başka kimse bilemez. Yağmurun ne zaman geleceğini de yalnız Allah bilir. Hiçbir nefis hangi yerde öleceğini bilemez. Allah’tan başka kimse kıyâmetin ne zaman kopacağını bilemez."

Ayette ve hadiste, insanın bu beş konudaki bilgisinin nerede başladığı açıkça belirtilmemiştir. İnsanoğlu, bu bilginin sınırlarını kendi imkânları ve gözlemleri doğrultusunda yorumlamıştır. Ancak esas olan, Allah’ın bu beş şeyi mutlak olarak bilmesidir; Allah, alametlerini göstermeden insan, bu konularda hiçbir kesin bilgiye sahip olamaz. Ortaya çıkan alametlerin tespiti ise zaman içinde gelişen teknoloji ve yöntemlerle artabilir.

Örneğin, günümüzde gelişen hava gözlem yöntemleri, yağmurun nerede ve ne zaman yağacağını birkaç gün önceden tahmin etmemizi mümkün kılmaktadır; çünkü artık onun alametleri ortaya çıkmıştır. Geçmiş dönemlerde de kara bulutları gören insanlar, gözlemleri sayesinde yağmurun yaklaşacağını tahmin edebiliyordu. Ancak ayeti yalnızca bu dar açıdan yorumlamak, “Kara bulutları gördüm, yağmur yağacak” diyerek ayeti inkâr etmeye de sebep olur. Ayetin anlamı, bu beş şey "son ana kadar bilinemez " demek olsaydı o dönem yaşayanlar bu örnekle ayeti inkâr ederdi.

Benzer şekilde, rahimlerdeki gelişmelerin bilinemezliği de dönemsel bilgi sınırlarıyla açıklanabilir. Eski âlimler, bu konuyu cinsiyet, huy ve karakter gibi unsurlarla yorumlarken, günümüzde ultrason veya kan testleriyle belirli haftalarda cinsiyet tespiti yapılabilmektedir. Bu gelişmeler, ayetin doğruluğunu etkilemez; eski dönemde yaşayan âlimlerin içinde bulundukları imkanlar dahilinde yaptığı yorumlardır.

Kıyametin ve ölümün zamanı da bilinmez; ancak alametler ortaya çıktıktan sonra insanlar yaklaşan kıyameti veya ölümün olası zamanını tahmin edebilirler. Örneğin, ağır hastalık veya yatağa bağımlı yaşlı birinin nerede ve hangi zaman diliminde öleceği gözlemlerle tahmini olarak anlaşılabilir. Tüm bu örneklerde görüldüğü gibi, Allah alametleri göstermeden önce her şey gayb bilgisi olarak kalır; alametler ortaya çıktıktan sonra ise insan gözlemleriyle sınırlı tahminlerde bulunabilir.