"Mekke Allah'ın evi değildir. Allah kişi değildir ki evi olsun. O ev Hz. İbrahim'in Hacer ile ondan doğan İsmail için yaptığı evdir. Hiçbir kutsallığı yoktur. Peki, Hacer kimdir? Kur'anda ismi geçen Mısırlı kadındır. Çocuğu olmayan Sare tarafından İbrahim'e sunulduğunda henüz genç yaştaydı, İsmail'i doğurdu. Arapların devamı buradan gelir."
Kâbe, Allah’ın maddi evi değil, ibadet ve tevhit merkezi olarak inşa edilmiştir. El-İlah, Araplar tarafından tek Yaratıcı anlamında kullanılmıştır ve put olduğu iddiası yanlıştır. Hz. İbrahim’in sünnet olmadığı iddiası tamamen uydurmadır. Kıble, yön anlamına gelirken Kıbele antik bir tanrıçanın adıdır ve kökenleri farklıdır. Cehennem kavramı Yahudilikten önce çeşitli kültürlerde vardır ve Gehenna kelimesi 2. Tapınak döneminde ortaya çıkmıştır...
Bu yazıda bir x postu içerisine sıkıştırılmış yalanlar zincirine yanıt vereceğiz.
İslâm düşüncesinde “Kâbe Allah’ın evidir” ifadesinde kast edilen, Kâbe’nin Allah’ın maddi bir mekânda yaşadığı yeri ifade etmesi değil, ibadet ve tevhit (Allah’a yönelme) merkezini simgelemesidir. Allah'ın emriyle, Hz. İbrahim ve oğulları tarafından ibadet maksadıyla inşa edilmiştir. Hacer ve İsmail için yapıldığı iddiası tamamen uydurmadır.
El-İlah, Tek Yaratıcı anlamına gelir. Araplar, El-İlah kavramını, tek olan Yaratıcı'yı tanımlamak için kullanmıştır. Put olduğu iddiası uydurmadır, tarihsel veya dini dayanağı yoktur.
Hz. İbrahim sünnet olmadığına dair hiçbir bilgi yoktur. Bu iddia da uydurmadır.
Kıble (قبلة): Arapça kökenli bir kelimedir. Temel anlamı “yön, taraf, yüz dönülen yön”tir. İslam’da namazda dönülen Mekke’deki Kâbe yönü için kullanılır. Arapça “qiblah” kökü yön ve hedef ile ilgilidir.
Kıbele (Cybele): Farklı bir kökten gelir. Antik Anadolu ve Frig uygarlıklarında bir tanrıçanın adıdır. Latince/Frigce kökenlidir ve “Tanrıça” anlamındadır. Arapça veya İslam terminolojisiyle doğrudan bir bağı yoktur.
Sonuç: İsim olarak benzer görünseler de kökenleri tamamen farklıdır; “Kıble” yön anlamına gelirken, “Kıbele” bir ilah ismidir. İkisi arasında anlamsal veya etimolojik bir bağ yoktur.Bu iddia da tamamen uydurmadır.
Cehennem’in varlığı, Yahudilikten ve G-hinnom kavramından çok daha eskiye dayanır ve pek çok farklı dinde karşımıza çıkar. Mısır’da (M.Ö. 2600 – M.Ö. 1000) ortaya çıkan inançlarda, öldükten sonra azap çekilecek bir yer olarak ateşten bahsedilir. Zerdüştlükte de (M.Ö. 1000) cehennem benzeri tasvirler mevcuttur. Çin’de erken Taoizm döneminde (M.Ö. 300 – M.Ö. 200) “Kuyi” adında, katmanlara sahip ve kötü insanların öldükten sonra yanarak azap çekeceği bir yer anlatılır.
G-hinnom’dan türeyen Gehenna (Cehennem) kelimesine ise ilk olarak 2. Tapınak dönemi (M.Ö. 516 – M.Ö. 70) kaynaklarında rastlanır; bu, Mısır’daki uygulamalardan yaklaşık 1500 yıl, Zerdüştlükten ise 500 yıl sonradır.
Ge-Hinnom Vadisi, 1. Tapınak döneminde insanların yakılarak öldürüldüğü ve kurban edildiği bir yerdi; bu uygulamalar Sümerler değil, Kenanlılar tarafından yapılmaktaydı. Bu nedenle Allah, insanlarda cehennem tasavvurunu oluşturmak amacıyla Gehenna terimini kullanmayı tercih etmiş olabilir. Arapça ve İbranice’nin aynı dil ailesine mensup olması sebebiyle, Arapça’ya Cehennem olarak geçmesi doğal bir gelişmedir. Allah, kutsal kitapları ilk muhatap olan toplumların diliyle indirmiştir; dolayısıyla Cehennem kelimesini azap çekilecek yeri tarif etmek için kullanmasında hiçbir tutarsızlık yoktur.
Sümerlerin ağır suçluları Ge-Hinnom’da yaktığı iddiası ise tamamen uydurmadır.
El-İlah, Araplar tarafından Tek İlah, Tek Yaratıcı'yı tanımlamak için kullanılmıştır. İslâmiyet öncesi Araplar tarafından Ay Tanrısı adıyla tapınılan putun adı "Alqamah" veya "Hubel" olarak geçer. Minarelere hilal koyulması ise ilk olarak Selçuklu-Osmanlı döneminde (12-13.yy) ortaya çıkmış ve ay takviminden esinlenerek yerleştirilmiştir. Bu iddia da uydurmadır.